Geçen hafta izlediğim bir videoda konuşulanlara inanmakta güçlük çektim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin duayen isimlerinden ve aynı zamanda Aydın milletvekili de olan Sayın Bülent Tezcan kürsüde çok önemli laflar ediyordu.

Bülent Bey kirli işlerden, mafya ile ilişki kuran siyasetçilerden söz ederek bunlarla mücadele etmek gerektiğini ifade ederek, bu mücadelede Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de büyük görevler düştüğüne, hatta bu kirli işlerle ve kirli işlerin sahibi siyaset insanlarıyla mücadele etmenin meclisin boynunun borcu olduğuna dikkat çekiyor.
Bunlar elbette ki doğru laflar, doğru tespitlerdir. Böyle bir duruşu bütün partilerimizin ortak olarak göstereceklerine inanmak isterim. Atatürk’ün partisine de bu yakışır. Ancak; yaygın bir laf vardır; dervişin fikri ile zikri bir olmalıdır diye…
Sevgili okuyucu, Nasrettin Hoca bir gün vaaz vermek için kürsüye çıkmış. Hocamız o gün hanımların süslenmesine kafayı takmış. Büyük bir coşkuyla da anlatmaya başlamış:
“Kadınların süslenip sokağa çıkması günahtır. Onlara izin veren kocaları da bu günaha ortaktır…”
Cemaat de pür dikkat Hoca’yı dinlerken o sırada Hocamızın karısı da süslenmiş bir şekilde caminin önünden geçip gitmiş. Bu durum doğal olarak camide bulunanların dikkatini çekmiş ve yüksek sesle de tepkilerini dile getirmişler:
“Hocam, sen bize söylüyorsun ama, söylediklerini kendin uygulamıyorsun. İşte senin karın da süslenip dışarı çıkmış. Sen niye izin verdin?..”
Hoca bir süre karısının arkasından bakıp sonra gülümseyerek cemaate dönmüş:
“Ama süslenmek ona çok yakışıyor.”
Ana muhalefet partimizin bu değerli milletvekili ve de yerel iktidarın en önemli aktörü Bülent Tezcan bana göre çok doğru tespitlerde bulunup mücadele önerisini dile getirirken, partisinin Genel Merkezi mafya ve ülkeyi bölmek isteyen terör örgütleriyle ile iltisaklı bir ismi başkan adayı yapmakta bir sakınca görmediler. Sonra da kazanılan seçim zaferini kutladılar.
Ne güzel değil mi?
Sevgili okuyucu, hani derler ya, “Hoca ele verir talkını, kendi yutar salkımı” halleri…