Yaşadığım son olaydan sonra kendime “büyüklük nedir” diye sordum. Büyüklük öyle büyük binalar yapmak, büyük büyük laflar etmek değilmiş. “Yaparlarsa yapsınlar, giderlerse gitsinler, cehenneme kadar yolları var” anlayışıyla herkese tepeden bakmak da değilmiş. Büyüklük yürek zenginliği ve de gönlüne koca bir dünyayı sığdırabilmekmiş. Mesleğine aşık olup o işi çok iyi yapabilmek için kendini başka her türlü etkiye kapatabilmekmiş. Bir makama hatırla, gönülle bile gelmiş olsanız bile oturduğunuz koltuğun hakkını vermek için kendinizi geliştirmeye, vefa borcunuzu sizi göreve getirenlere değil, halka hizmetle göstermek demektir.

Büyüklük kibir demek değildir. “Her şeyi ben bilirim ve de ne yapılacaksa ancak ben yapabilirim anlayışı da büyüklük değildir. Aslında bu türlü düşünce ve anlayış hem kişinin kendisi, hem de içinde yaşadığımız toplum için bir kadersizliktir. Kibir sahipleri kendilerini geliştiremezler.
Bazen sayısal fazlalık da doğru durmaya ve doğru işler yapmaya yetmez. Bunun için öncelikle niyet ve kendini bilmek önemlidir.
***
Sevgili okuyucu, aslında bu kadar uzun bir peşrevle sabırlarınızı zorlamak istemezdim. Ama yaşadığım olayı paylaşmazsam rahat edemeyeceğim. Çünkü bana yapılan bu hareket kuşkusuz başkalarına da yapılmıştır ve pek çok hasta hemşerimiz mağdur edilmiştir.
Efendim, tanıyanlar bilirler, bendeniz kalp rahatsızlığı olan ileri yaşta biriyim. Sürekli kullandığım, rapora bağlı ilaçlarım var. Eczanemden uyardılar; raporumun süresi dolmak üzereymiş ve de yenilenmesi gerekiyormuş. Aslında buna neden gerek duyuyorlar, onu da anlamak mümkün değil ya… Sonuçta by pass ameliyatı olmuş bir hastayım. Bu geri çevrilebilecek bir süreç değil ki…
Şehiriçi minibüsüyle hastaneye gittiğimde saat 15.00 civarıydı. İnanın ki sıcaktan durak ile hastane kapısı arasını güç yürüdüm. 65 yaş üstü hastalar için kayıt yapılan yere yaklaşıp kuyruğa girdim. Sıra bana geldiğinde bunun mümkün olmadığını söylediler. En iyisi ben size görevli ile aramdaki konuşmayı özetleyeyim:
“Ben dahiliyeden sıra almak istiyorum. Raporum bitti, yeniletmek istiyorum.”
“Mümkün değil.”
“Neden?”
“Çünkü dahiliyede bütün doktorlar dolu ve bugün artık hasta kabul etmiyorlar.”
“Kardiyolog olsa?..”
“Olmaz. Çünkü o da randevu ile hasta bakıyor.”
“İyi de ben ne yapacağım şimdi?..”
“İsterseniz kapılarında bekleyin, konuşup derdinizi anlatın.”
“En sinir olduğum şey kardeşim. Başkalarının sırasını gasp etmek gibi bir şey…”
Görevli sıradaki hastaları kaydedip sıra vermeye devam ediyordu.
“Bak kardeşim, şu sıcakta buraya kadar güç halle geldim. Zaten her tarafım arızalı. Bana başka bir doktordan sıra ver, ona görüneyim.”
Ama adam inattı.
“Olmaz, başka doktor da yok.”
“Kulak, burun, boğaz, göz, falan?..”
“Hiç birinde sıra yok.”
Diğer hastalar ayıp olmasın diye “bu hastalar nereye sır alıyor” diye soramadım.
Başhekimlik bölümüne gittim ve orada “sekreterlik” yazan odada bir görevliye derdimi anlattım. O da beni bir başka görevliye götürdü. Adının Aslı olduğunu öğrendiğim bir hanımefendi benimle gerçekten de ilgilendi ve Sayın Dr. Mustafa İkizek Beyefendiden sıra aldı. Mustafa Beyin hemşiresi sorunumu bir dakika içinde halletti ve reçetemi verdi.
Şimdi sormak istiyorum; dev gibi bir hastane yapsanız, içine de en az sekiz tanesi dahiliyeci olmak üzere onlarca doktor doldursanız, hastaları çapsız ve de ruhsuz bir görevliyle muhatap ettikten sonra o büyüklüğün ve de görkemin ne anlamı var ki?..
Artık bir daha hastane hikayesi yazmak istemiyorum. Lütfen herkes gereğini yapsın.