Sevgili okuyucu, bazı konuları çevirip çevirip yeniden huzurlarınıza getirdiğim için lütfen bağışlayın. Bunu yapmak zorundayım. Çünkü bazı iddialarda bulunmuşum. Bazı kişi y da kurumları suçlamışım. Şimdi sessiz kalır da bu işlerin üstüne gitmezsem başta okuyucularıma saygısızlık etmiş olurum. Çünkü insanlar farklı şeyler düşüneceklerdir. En azından “susturuldu” şeklinde bir duyguya kapılacaklardır ki, bunu asla istemem.
Bu hafta paylaşacağım olay yıllar önce başladı da, bitmedi. En azından, benim kafamda ve yüreğimde bitmedi. Aydın’ın büyükşehir olmasından önceki dönemlerde Söke Belediye Başkanı olan beyefendi bir belediye meclisi toplantısında ilginç şeyler söylüyordu.
“Arkadaşlar, golf sporu milyarderlerin sporudur. Biz çok şanslı bir ilçeyiz. İlçemizin hemen yanında gerçekleştirilen golf tesisleri yatırımıyla Söke büyük bir gelire kavuşacak. Kentimize gelen dolar milyarderleri avuç avuç para bırakacaklar…”
Bu sözler sadece meclis üyelerini değil, toplantıyı takip eden basın mensuplarını da çok heyecanlandırmıştı. Adeta hayallere daldık. Söke pazarında golf pantolonlu Dolar milyarderlerini gezerken hayal edip süzme yoğurdun ya da kuru incirin tadına bakıp, Dolarları havalara saçtıklarını düşledik.
Yine de kafama yatmayan bir şeyler vardı. Böyle ballı bir iş bize kadar kaldıysa mutlak bir çapanoğlu vardır diye düşünmeye başladım. İnternette biraz araştırdım; gördüklerim beni daha da mutsuz etti. Bu golf sporu yatırımları dünyanın pek çok ülkesinde yasaklanmış. Çünkü tatlı su kaynaklarına zarar veriyorlarmış. Hem tüketiyor, hem de kirletiyormuş. Öyle ki; bizden on kat daha fazla tatlı su rezervi olan Amerika Birleşik Devletleri bile golf yatırımlarını yasaklamış. İspanya da bu yasaklama kervanına dahil olmuş. Ancak, İngiltere gibi yılın 300 günü yağmur yağan ülkeler izin verir olmuş.
Yani bize muhtaç olmuşlar.
Yine de bu konulara girmeden önce Golf tesislerini arayıp bir randevu aldım. Orada adının “Yosun” olduğunu öğrendiğim bir hanımefendi ile yine mühendis olduğunu söyleyen bir beyefendi tarafından karşılandım. Uzun ve gergin geçen bir sohbet oldu. Kendilerine dünyadaki yasaklamalardan söz ettim, haberlerinin olmadığını söylediler. Golf çimlerinin oyun oynamaya müsait hale getirilmesi için sürekli biçilmesinden söz ederek bitkilerin yapraklarıyla özümleme yapıp besinlerini üretebildiklerini, çimler biçildiğinden yapraklarının olmadığını, besin üretemedikleri için de kimyasallarla beslendiğini söyledim. Bu durumun temiz su kaynaklarını kirlettiğini iddia ettim. Yosun Hanım bu laflar çok şaşırdı ve garip laflar etmeye başladı:
“Hiç olur mu? Bizim kullandığımız ilaçlar zararlı değil. Bakın gölet yapmak için o alandaki zeytin ağaçlarını söküp kenarlara diktik. Sözünü ettiğiniz ilaçlardan o ağaçlara verdiğimizde daha da güzel gelişip büyüdüler…”
Bu laflara ne denir ki? Cehalet desem cin gibiler. O ilaçlar elbette zeytin ağaçlarına iyi gelecek. Çünkü bitkiler için hazırlanmış hormonlu ilaçlar. İnsanlar ve hayvanlara elbette zararları var.
İşte benim Golf tesislerine olan ilgim böyle başladı ve bugün de devam ediyor.