Ne yazık ki çimento fabrikası da aynen golf tesisleri gibi her istediklerini yapıp at oynatıyorlar ve hiç kimse onlara ses çıkaramıyor. Üstelik kulaklarını da her türlü eleştiriye kapatmış durumdalar. Yani bir anlamda “konuşur, konuşur susarlar” ya da “yazar yazar usanırlar” düşüncesiyle hareket ediyorlar. Doğrusu, benim susmaya niyetim yok. Söke’nin bir hemşerisi olarak yaşadığım bu kentin değerlerine sahip çıkmak herkes gibi benim de görevim diye düşünüyorum. Bu nedenle de her vesileyle bu konuları dile getirip gündemde tutmaya devam edeceğim.
***
Beni etkileyen çevre tahribatlarından biri de Beşparmak Dağlarımızdaki madencilik çalışmaları. Galiba çevreye zarar veren bütün kişi ya da kuruluşların ortak yönleri pervasız olmaları ve acıma duygularının olmayışı.
Bakınız, bilenler bilir, antik çağlardaki adı Latmos olan bu dağlar aslında barındırdığı tarih ve kültür miraslarının yanında muhteşem bir doğal güzelliğe de sahiptirler. Yeşilin pek çok çeşidini barındıran bu dağlarda çeşitli endemik bitkilerin yanı sıra muhteşem fıstık çamları bütün heybetleriyle yükselirler. Ancak; maden şirketleri bu güzelliği elleri bile titremeden, vicdanları sızlamadan katletmeye başladılar. Öyle ki faaliyet sahalarında bir tek bitki bile bırakmadıklarından oraları uzaydan bile görünen adeta bir kanser uru gibi çölleştirdiler. Halbuki o dağlar hem insanlar için bir ekmek kapısı, hem de pek çok hayvan için yaşam alanıydılar.
İşin en üzüntü verici tarafı, hiç kimsenin bu madencilere güç yetirememesi. Bakınız, yıllar önce öğrencim olan Çavdarlı bir kardeşimiz, Çavdar’ın eski muhtarlarından İhsan Garagöz adeta kendini bu davaya adadı. Madencilerle uzun süre tek başına mücadele etti. Mahkemelerde mahkum oldu. Hatta kendi köylülerinden bile dayaklar yedi. Bir şeyi memnuniyetle öğrendim ki, İhsan’ın bu büyük mücadelesi bazı çevre gönüllülerinden destek bulup meyve vermeye başlamış. Artık mahkemeler de madencileri mahkum etmeye başlamışlar.
Sevgili okuyucu, hani güzel bir örnek vardır; sahibi hırs yapıp altın yumurtlayan tavuğu keserek beklemeden bütün yumurtaları almak ister de hayal kırıklığına uğrar ya, işte bazı Latmos köylüleri de madencilerden kazandıkları paralara tamah edip bu katliama destek oluyorlar. Halbuki o dağlar olduğu gibi kalsa her daim o köylülere ve hatta gelecek nesillere bakar.
Madencilerin bir zararı da kamyonlarla çektikleri o kayaları taşırken güzergahtaki yolları bozmaları ve bir de trafik terörü estirmeleri. Yol üzerindeki köylerde başta çocuklar olmak üzere insanların hayatlarını tehdit etiklerini de biliyoruz. Bir tarihte bir maden kamyonu güzergahtaki bir köyde virajı alamayıp eve girmişti.
Son söz; bu sorun bazılarının “Latmos milli park olsun” laflarıyla çözülmez. Her zaman söylüyorum; milli parklar madenciler için bir engel değildir. Onlar milli parklarda da madencilik çalışması yapabilirler ve yeni ruhsatlar da alabilirler. Bu laf, ya bir aldatmaca, ya da bir bilgisizliğin ifadesidir. En köklü çözüm; Vali Yardımcıları imzasıyla verilebilen “ÇED gerekli değildir” uygulamasını ortadan kaldırmaktır. Çünkü söz konusu çevreyse elbette ki ÇED her zaman gereklidir.
Sevgili okuyucu, birkaç gündür sabrınızı zorlayarak bazı çevre konularını tekrar gündeme taşımak istedim. Zaman zaman bunu yapmaya da devam edeceğim. Hakkınızı helal edin.