Önceki yazılarımda Golf tesislerinin Söke Belediyesine ait bahçede ve de bu bahçeye komşu olan hazineye ait bahçede birer artezyen açtığından söz etmiştim. Bunlar aynı havzadan su aldıkları için biri çalışırken diğerinin suyunu kesiyor. Oraya kadar elektriği de getirten yine golf tesisleri olmuş. Yine burada büyük bir depo yapıldığından ve Ağaçlı tarafındaki artezyenlerden gelen suların bu depoda toplanıp tesislere gönderildiğinden söz ekmiştim. Yine Söke Çayı içinde de bir depo yapılıp orada da Yamaç ve çevresindeki artezyenlerden gelen sular toplanıyordu. O artezyenlerin çoğu kuruyup verimlilik düşünce bu depo söküldü.
Beni en fazla düşündüren devlete ait bir arazide izinsiz olarak açılan artezyen oldu. Yani bir anlamda devlet kendi malına sahip çıkmamış oluyordu. Bunu yazılarımda dile getirince çok garip bir şey oldu. Söke yerel gazetelerinden Yeni Söke Gazetesinde bir ilan gördüm. Sözünü ettiğim alanda kira için ihale yapılacağı ve şartname hazırlandığı yazıyordu.
Sevgili okuyucu, buraya kadar olanlar normal diyelim. Ancak şartnameyi okuyunca bir şeylerin çok da normal olmadığı görülüyordu.
Bakınız, 6×6 metre, yani toplamda 36 metrekare yer kiraya verilecekti. Bahçe sınırının hemen yanında, tam da artezyenin bulunduğu notada yer alan bu yer garip bir şekilde “depo yeri” olarak kiraya verilecekti. Siz hiç duvarları ve çatısı olmayan, hatta yolu bile bulunmayan bir depo gördünüz mü? İşte burası öyleydi. Her tarafı açık, bahçenin içinde, tam da artezyenin üstünde ne depolanacaksa… Üstelik buraya ulaşmak için ya bu bahçenin kiraya verilmeyen diğer bölümlerinden, ya da Söke Belediyesine ait olan bahçenin içinden geçmek gerekecekti. Yani adrese teslim dedikleri cinsten bir ihaleydi.
Bir arkadaşım bu ihaleye girdi. On bin liraya kadar da arttırdı ve sonra doğal olarak ihale golfçülerde kaldı. Onlar da bu sayede yıllarca kaçak olarak kullandıkları artezyenin yerini yasal olarak kiralamış oldular.
Benim bu su hikayemi defalarca dile getirdiğim halde hiçbir yerden ses çıkmadı. Hatta mahkemeye bile başvurdum. Gidip şikayetçi oldum, oradan da bir ses çıkmadı. Sonunda tek yapabildiğim, aynen şimdi olduğu gibi arada bir yazarak konuyu canlı tutmak. Bunu kendime bir borç olarak görüyorum.
***
İşin başında ifade ettiğim gibi; golf tesisleri benim gündemimdeki tek çevre sorunu değildi. Söke’nin hemen yanında bulunan çimento fabrikası da aslında bir çevre felaketidir. Bakınız, bu fabrika 1964 yılında üretime başladı. O günden bu yana da devamlı olarak kirlilik saçtı. Bilenler bilir, eskiden OSB’nin olduğu yerler ile Bölge Trafik ve Atatürk Mahallesi alanları incir bahçeleriydi. Özellikle kışın o incir ağaçlarının yaprakları havadaki çimento tozundan bembeyaz olurdu Havadaki çimento tozu yapraklara yapışır ve sabah çiğ ile ıslanarak betonlaşırdı. Bütün bunlar dikkate alınmadan fabrikanın kapasitesinin dört katına çıkartılmasına izin veren ÇED raporuna ya da ÇED gerekli değildir şeklindeki rapora ne demeli ki?..
Şimdi Atatürk Mahallesindeki araç sahipleri araçlarının üstüne sıvanan ve silindiğinde çıkmayan bir şeyler olduğunu söylüyorlar. Büyük bir ihtimalle yıllar önce incir yapraklarına yapışan çimento tozlarıdır. İş bu kadar da değil elbette. Fabrika taş ihtiyacı için patlattığı dinamitlerle çatlaklar oluşturup Yamaç bölgesindeki yer altı sularının derinlere kaçmasına neden olmuştur. Bir doğa harikası olan ve yaz-kış akan, Sökelilerin mesire yerlerinden Şarlak bu nedenle kurumuştur.