Sürekli okuyucularım bu başlığı görünce nelerden söz edeceğimi anlamışlardır. Evet, konumuz yine golf tesisleri. Hani Söke’den Kuşadası’na giderken sol tarafta, Granta Mezarlığı ile komşu olan tesislerden söz ediyorum. Zamanın belediye başkanı tarafından Söke’yi ihya edeceği, dünya milyarderlerini Söke’ye çekeceği ifade edilen bu projenin Söke’ye hangi faydaları olduğunu gören ve bilen varsa lütfen anlatsın. Ben sadece zararlarına tanık oldum ve onları anlatacağım.
Bu konuyu zamanında pehlivan tefrikası gibi günlerce huzurlarınıza getirdim. İlginçtir, kimsecikler üzerine alınmadı. Yaptıkları işlerin usulsüzlüğünü ve de yasalara aykırı olduğunu sürekli anlattım. Ne yerel yönetimlerden ne de suçladığım milyarderler tesisinin yöneticilerinden bir tepki görmedim.
Daha da ileri gittim, konuyu yargıya taşıdım. Ne yazık ki oradan da sonuç alamadım.
Sevgili okuyucu, çalmak kelimesinin anlamını, başkasına ait olan bir malı ya da parayı izinsiz ve habersiz olarak almak diye biliyoruz. Her devirde ve her ülkede bunun hoş karşılanmayan ve cezası olan bir suç olduğunu da biliyoruz. Ben bu milyarderler kulübünün yöneticilerini kentimizin şebeke suyunu çalmakla suçladım da, hiç sesleri çıkmadı. Aslında çalan da, çaldıran da ve bu durumu görüp bildiği halde sesini çıkarmayan da suçlu değil midir?


Yine uzun bir peşrev oldu. Bakınız, bundan en az 15 yıl önce bir telefonla başlayan bu tanışıklık benim adeta takıntım oldu. O zamanlar belediye meclis üyesi olan bir hanımefendi beni telefonla arayarak bir sonraki gün yapılacak olan Belediye Meclis toplantısına gelmemi istedi. Orada özellikle golf tesislerinin imar artışı talebinin görüşüleceği maddeyi ilginç bulacağımı söyledi.
Aslında çok da fazla ilgimi çekmemişti. Ama yine de gittim. Meclis üyesinin sözünü ettiği o imar artışı maddesi görüşülmedi. Belediye Başkanı toplantının başında söz konusu şirketin imar artışı ile ilgili talebini geri çektiğini, bu durumda da bu maddenin görüşülmesine gerek kalmadığı için gündemden çıkarıldığını söyledi.
Doğrusu bu açıklama benim ilgimi çekti. Yani bu sözlerle durduk yerde dikkatimi golf tesislerine çevirmeme neden oldu. Araştırdım, orada 500 kadar da konut olduğunu öğrendim. Golf tesislerini araştırırken başka şeyler de öğrendim. Bu golf tesisleri yatırımı bazı ülkelerde yasaklanmış. Özellikle de bu işte marka ülke haline gelen Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya golf için yeni yatırımlara izin vermiyormuş. Çünkü su kaynaklarını vahşice tüketiyorlarmış. Sadece İngiltere gibi senenin 300 günü yağmur alan ülkelerde bu yatırımlar serbestmiş. Bizden en az on kat fazla temiz su rezervlerine sahip olan ABD bile bu yatırımlara yasak getirince onlar da rotayı Türkiye’ye çevirmişler. Bizler ne de olsa Mevlana geleneğinden geliyoruz ve “kim olursan ol, gel” diyoruz.
Söke’nin hemen üstünde, ilçemizin deniz gören tek noktasında satın aldıkları arazide yatırımlarını gerçekleştirmeye başlıyorlar.
Araştırmamı daha da derinleştirdim. Golf sporu için çimlerin sürekli biçilmesi gerekiyormuş. Halbuki bitkiler ancak yapraklarıyla besin üretebilirler. Kökleriyle topraktan aldıkları su ve diğer maddeleri yapraklarına gelen güneş ışığıyla besine çevirirler. Bu kimyasal olay sonucunda aynı zamanda oksijen de üretilmiş olurlar. Buna foto sentez, yani özümleme deniyor.
Yaprağı biçilen çimler kendi besinlerini üretemedikleri için onlara aşırı miktarda kimyasallar verilerek kurumaları önlenir.


Randevu alıp tesis yöneticilerini ziyarete gittiğimde beni biri erkek, diğeri bayan iki kişi karşıladı. Daracık bir odada oturup konuşmaya başladık. Ben aşırı su tükettiklerinden, üstelik verdikleri kimyasallarla yeraltı sularımızı zehirlediklerinden söz ettim. Bayan yönetici bu sözlerime tepki verdi.
“Bakınız, biz tesislerin ortasındaki göleti yaparken oradaki bazı zeytin ağaçlarını sökerek bahçemizin kenarlarına diktik. Bu kimyasallardan onlara da veriyoruz ve hiçbir zarar görmedikleri gibi komşuların ağaçlarına göre daha da güzel geliştiler. “
Bu sözleri söyleyen bir mühendis olduğu için bunu bir cehalet olarak kabul etmem elbette mümkün değil. Bu kimyasallar zeytin ağacını geliştirir, çünkü onlar da bitki. Bitkilere iyi gelen bu ilaçlar insanlara da iyi gelse ne diye hormonlu ilaçlar verilmiş ürünleri almak istemiyoruz?
Belli ki beni kandırmaya çalışıyorlar. Sohbetin sonunda birbirimizi ikna edemedik. Onlar ısrarla yatırımın yararlarını öne çıkarmaya çaba gösterdiler, ben de onların söylediklerine dünyadan örnekler vererek karşı çıktım. Hatta bir ara iyice gerildik.
Daha sonra bana bazı yerleri gezdirdiler. Dağın başına çok büyük bir gölet yapmışlar. Öyle ki, martılar bile burayı gerçek bir göl sanıp yurt tutmuşlar. 18 delikli iki golf sahası, bir golf evi ve kafeteryalar vardı. Ayrıca evler de elbette…
O suni gölü yapacak kadar suyu nereden ve nasıl temin ettiklerini düşündüm de, bir cevap bulamadım.
Bu çok heyecanlı hikayeye devam edeceğim.