Önceki yazımda sizlere golf tesislerinden söz etmiştim. Önceden de ifade ettiğim gibi; tesislerin ortasında kocaman bir göl vardı. Bu göl aynı zamanda o tesislerin su rezerviydi. Su tedariğinde bir sıkıntı yaşarlarsa ihtiyaçları olan sulama suyunu buradan alacaklardı. Burada beni düşündüren konu; bu kadar suyu nereden bulduklarıydı.
Araştırınca inanılmaz gerçeklerle karşılaştım. Önce kendi arazilerinde artezyenler açmışlar. Bunlar kuruyunca komşu arazi sahiplerine gitmişler. Teklifleri çok cazip:
“Sizin arazinizde artezyenler açalım. Siz ihtiyaç duyduğunuzda istediğiniz kadar kullanın. Sizin kullanmadığınız zamanlarda biz kullanalım.”
Nasıl, güzel teklif değil mi? Bahçelerinde bedavadan artezyen sahibi olacaklarını düşünen arazi sahipleri sevinerek izin vermişler. Kendileri senede en fazla 10-15 gün su kullanırken yılın kalan günlerinde gece gündüz golf tesislerine su çekilmeye başlanmış ve elbette ki kısa zamanda artezyenler kurumuş.
Golfçüler için sorun değil elbette. Onların çözümleri hazır. Ağaçlı tarafındaki tepelerde bulunan arazi sahipleriyle Yamaç Köyü çevresindeki arazi sahiplerine gitmişler ve aynı teklifi onlara da yapmışlar. İki tane ana depo inşa etmişler. Biri Ağaçlı yolu üzerinde bulunan Söke Belediyesine ait bahçenin içinde, diğeri de Söke Çayı kenarında. Bahçeye yapılan depoya Ağaçlı’dan gelen sular, çay kenarındaki depoya da Yamaç’tan gelen sular toplanıp buralardan golf tesislerine pompalanır olmuş.
Belediye bahçesine de bir artezyen açıp su çekmeye başlamışlar. Ayrıca oraya elektrik getirtip bir ev yaptırarak madenden emekli yaşlı bir adamı da içine bekçi olarak yerleştirmişler.
Sevgili okuyucu, bu bahçenin bitişiğinde hazineye ait de bir bahçe var. Oraya da bir artezyen açmışlar ama oradan su çekerken belediye bahçesindeki artezyenin suyu kesiliyormuş. Belli ki aynı havzadan su alıyorlar.
Bütün bu sözünü ettiğim alanlar Söke’nin tatlı su rezervlerinin yoğun olarak bulunduğu alanlardır. Buralardaki sular vahşice çekilerek kurutulurken verilen kimyasallarla da zehirleniyordu. Halbuki artezyen açmanın ve de kullanmanın bazı kuralları ve müeyyideleri vardı. Öncelikle dilekçe verilerek başvuru yapılacak ve kullanılacak su miktarı belirtilecekti. Sonra rezerve bakılıp kullanılacak suyun rezervi tüketmeyecek miktarda olacağı görülürse bu izin verilecekti. Halbuki bunlar girdikleri yeri kurutuyorlardı.
2014 yılı başlarında Söke Kaymakamlık Makamına bir dilekçe yazarak bu artezyenlerin durumuyla ilgili şikayetçi oldum. Kaymakamlık benim dilekçemi hem Söke Belediyesine, hem de DSİ Aydın İl Müdürlüğüne göndermiş. Söke Belediyesi hemen cevap gönderdi. Artık Aydın’ın Büyükşehir olduğunu ve su ile ilgili sorumlulukların da onlara geçtiğini ifade ederek kendilerini sıyırmışlar.
DSİ’den cevap bir türlü gelmiyordu. Araya yerel seçimlerde girdi ve seçilen belediye başkanı beni de çalışma arkadaşları arasına aldığı için bir süreliğine bu konu gündemimden çıktı. Birkaç ay sonra aklıma geldi ve Kaymakamlığa giderek dilekçemin akıbetini sordum. Yazı işlerindeki görevliler aradılar ve bir cevap gelmediğini söylediler. Kendilerinden DSİ’nin telefonunu istedim. Aradığımda çıkan kişiyle ilginç bir konuşmamız oldu:
“Ben Söke’den arıyorum. İsmim Ali Sarayköylü. Aylar önce size bir dilekçem ulaşmıştı, bir cevap alamadım. Dilekçemin cevabı ne zaman gelir?”
Telefondaki görevli şaşırdı.
“Dilekçenizi hatırladım Ali Bey. O konuyla ben ilgilenmiştim. Siz haklıymışsınız. Söke’ye gidip durumu yerinde inceledim ve artezyenlerin ruhsatsız olduğunu tespit ettim. Ceza verilmesi gerekir…”
“Ne kadar ceza verdiniz?”
“Cezayı biz veremeyiz. Biz tespitimizi yaptık. Cezayı kaymakamlık verecektir. Ama biz zaten bunun yazısını Söke Kaymakamlığına göndermiştik. “
“Beyefendi, ben şu anda kaymakamlıktayım. Buradaki görevliler aradılar ve yazınızı bulamadılar. Size bir faks numarası versem tekrar gönderebilir misiniz?”
“Elbette gönderirim.”
Kaymakamlık görevlilerinden aldığım faks numarasını verdim ve kısa sürede yazı geldi. Bir kopyasını görevlilere vererek kayıtlara geçmesini sağladım. Gelen cevapta üç başlık vardı.
1-Yapılan incelemede artezyenlerin kaçak olduğu görülmüş ve ruhsatlandırılması için gereğinin yapılması…
2-Yine inceleme sırasında Söke şebeke suyunun da kaçak olarak kullanıldığı…
3-Ayrıca bilinmeyen yerlerden tankerlerle de su taşındığı tespit edilmiştir.
Görüldüğü gibi, ben artezyenlerin ruhsatını araştırırken şebeke suyunun da izinsiz olarak çalındığını öğrendim.
Bu heyecanlı hikayeye devam edeceğim.