Mübarek Ramazan ayı bitti ve bayrama kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sizleri bilmem de, benim içimde bir burukluk var. Sanki bir yerlerde hatalar yapılıyor diye düşünüyorum.
Bakınız, bayramlar dostluk, barış, bağışlama ve kardeşlik duygularının en üst düzeyde yaşandığı çok özel günlerdir. Mesele dokuz gün tatil yapmak değil, bayramı bayram gibi kutlayabilmek. Küçükleri sevmek, büyükleri saymak…
Neyse, çok fazla laf etmeyeyim de, yine her bayram olduğu gibi eski bayramlardan söz edeyim.
Başta da ifade ettiğim gibi; bayramlar çok özel günlerdir. Çocukluğumda yaşadığım bayramlarda bunu öylesine yoğun hissederdim ki…
Zengini de, yoksulu da bayramı bayram gibi kutlayabiliyordu. Aileler en çok çocuklarına bayramlık telaşına düşerlerdi. O zamanlar giyim sanayii şimdiki gibi gelişmediğinden terziler haftalar öncesinden dükkanlarında yatıp kalkmaya başlarlar, sabahlara kadar çalışırlardı. Ayakkabılar da ısmarlama yapılırdı. Ayakkabıcılar ölçüyü bir karton üzerine çizerek alırlar ve ayakkabıyı imal ederlerdi.
Arife günü yatarken bayramlıklarımız baş ucumuza konur ve öyle uyurduk. Sabahleyin bayram namazı sonrası aile büyüklerinin elleri öpülerek bayramlaşma başlar sonra da bir şeyler yenip hemen sokağa çıkılırdı. Herkes bayramlıklarını birbirine gösterir, komşu teyzelerin elleri öpülerek bayramları kutlanırdı.
Şekerler verilir, mendiller verilirdi. Başka mahallelerdeki akraba ve tanıdıklar da ziyaret edilirdi. Bazen bizi tanımayıp kimin oğlu olduğumuzu soranlar olurdu. Söyleyince de “maşallah, ne kadar da büyümüş” diyerek başımızı okşar, mendilimizi verirlerdi. Bu söz çok hoşuma giderdi. Bazen mendilin ucuna 10 kuruş, ya da 25 kuruş bağlayıp verirlerdi.
Belediye Meydanında bayram yeri kurulurdu. Atlı karıncalar ve çeşitli yiyecek satan esnaflar olurdu. Faytonlar on kuruşa çocukları gezdirirdi. Bazen arkaya parasız olarak asılanlar olur, diğerleri “arkaya kırbaç” diye bağırırlardı. Faytoncu da yalanan kırbacını sallar, kaçak yolcular kaçışırdı.
Sinemalar 4-5 film birden oynatırlardı. Çok eğlenirdik, çoook.
Büyüklerimiz de komşularla bayramlaşmaya önem verirlerdi. Önce mahallenin büyüklerinden başlanarak bayramlaşılırdı. Şimdiki gibi bayramlarda evlerden kaçılıp yazlıklara saklanılmazdı.
Küsler barışır, kimse kimseyi kırmazdı. O nezaketi aramamak mümkün değil. Bu nedenle de eski bayramları her sene artan bir özlemle hatırlıyorum. Aslında sadece sevginin hakim olması gereken bu çok özel günlerde o bayram havasını ve coşkusunu ne yazık ki yaşayabildiğimizi düşünmüyorum.
Bayramınızı çocukluğumun en saf ve içten duygularıyla kutluyor ve milletimize bayram gibi bayramlar diliyorum.