Ramazan ayı sona erdiğinde, Şevval ayının ilk üç günü Müslümanlar tarafından bayram olarak kutlanır. Ramazan ayında tutulan oruçlar sonrasında her türlü helal nimetin yenilip içildiği bu bayramın bayram gibi kutlanabilmesi için elbette ki yapılması gerekenler vardır. Öncelikle kırgınlıkların bitmesi, dostluk, arkadaşlık ve iyi komşuluk ilişkilerinin canlandırılması gerekir. Fakir fukara gözetilip sevindirilmelidir.

Sevgili okuyucu, bayramı bir tatil fırsatı olarak görmek yerine başta yakınlarımız olmak üzere dost ve tanıdıklarımızla bir araya gelme, hasret giderme, sevgi ve saygıları ifade edebilme fırsatı olarak düşünmeliyiz. Bayramı bir tatil olarak görmek bayramın güzelliğini ve sıcaklığını fark edememek anlamına gelmektedir.
Dini bayramlarımız tatillerin çok ötesinde güzellikler ifade eder ve bunların dolu dolu yaşanması gerekir.
*
Adettendir, bayram yazıları yazılıyorsa, üstelik benim gibi belli bir yaşın üstünde olanlar tarafından yazılıyorsa eskilerden konuşmak, eskileri anmak mutlaka beklenir.
Efendim, bizim çocukluğumuzda böyle yazlıklar falan olmadığından, deniz kenarları da böyle yoğun kullanılmadığından bayramlar özlemle beklenirdi. O zamanlar giyim sanayii böyle gelişmemişti. Elbiseler terzilere diktirilirdi. Bunun için de haftalar öncesinden kumaşlar alınır, terzilere ölçüler verilirdi.
Hali vakti yerinde olmayanlar eski elbiseleri bazen ters yüz ettirip yeniymiş gibi diktirirlerdi. Terziler bayramdan haftalar öncesi çalışmalara başlar, adeta dükkanlarında yatarlardı.
Ayakkabılar da ısmarlama diktirilirdi. Bir kartonun üzerine ayak basılıp çevresi itinayla çizilir, sonra provalar, kalıpta bekletmeler…
*
Bize giysi alınırsa arife günü yatmadan yatağımızın başına konur, o mutlulukla yatılırdı. Bayram sabahı erkenden kalkılır, bayram namazı sonrası atılan top sesleri bayramın başladığını ilan ederdi. Kahvaltı yapılır yapılmaz hemen sokaklara çıkar tanıdıklarla bayramlaşmaya giderdik. O zamanlar Söke küçük bir kentti. Herkes herkesi tanırdı. Bizler de komşularımıza ve aile dostlarımıza giderdik.
Akide şekeri, ya da kağıtlı şeker ikram ederlerdi. Bazen de ucuna on kuruş ya da yirmibeş kuruş bağlanmış mendiller verirlerdi.
*
Belediye Meydanına salıncak ve atlı karınca kurulurdu. Başka küçük oyunlar da olurdu. Paytonlara binilerek tur atılır, para vermeden arkaya binenler olduğunda faytoncuyu uyarmak için “arkaya kırbaç” diye bağırılırdı.
Sinemalar dört ya da beş film birden oynatırdı.
Bizler çocuk olarak eğlencenin her türlüsüne doyardık.
Beni bayramlarda en fazla mutlu eden sözlerden biri; elini öptüğüm yakınlarımızın “maşallah, çok büyümüş” gibisinden sözler söylemesiydi.
O günleri düşündüğümde herkesi mutlu olarak hatırlıyorum. Galiba bayramı bayram gibi kutlamanın mutluluğunu yaşıyorlardı.
Bayramınız kutlu olsun. Her gününüz bayram tadında geçsin.