Madem doğa katliamı dedik, çevre dedik, oradan devam edelim.
Sevgili okuyucu, günlerdir yazıyorum. Golf tesislerindeki su yağmasıyla başladım, Latmos’taki madencilerin doğa katliamına kadar yaşanan olumsuzlukları huzurlarınıza getirmeye devam ettim. İşi yarım bırakmamak lazım. 1950’li yılların ikinci yarısında Söke’ye adeta bir müjde verildi. İlçemize bir çimento fabrikası yapılacaktı. O zamanlar bu işin sonuçlarını kimse düşünmedi ve konuşmadı. Herkes sadece istihdam yaratacak diye düşündü.
Fabrikanın inşaatı hızlı bir şekilde tamamlandı. Tam açılma aşamasına gelmişti ki, 1960 yılında darbe oldu. 27 Mayıs’ta gerçekleşen o darbe sonucu açılış da ertelendi. Hatta Söke gibi bir tarım kentinde doğaya zarar verecek böyle bir fabrikanın açılmasının telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olabileceği bile iddia edildi. Sonuçta fabrika 1964 yılında açılıp üretime başladı. Ham madde kaynağı da fabrikanın hemen karşısındaki dağlardı. O dağlarda dinamitler patlatılıp elde edilen kayalar kamyonlarla taşınarak çimento üretiliyordu.
Yüzlerce işçinin çalıştığı bu tesisin verdiği zararlar görmezden geliniyordu. Çünkü insanlar buradan evlerine ekmek götürüyorlardı. Halbuki zarar çok büyüktü. Havaya, suya ve dolayısıyla da insan sağlığına doğrudan etki eden zararları vardı. Havaya savurduğu çimento tozları insanlar tarafından solunuyor, başta koah olmak üzere çeşitli akciğer hastalıkları ortaya çıkıyordu.
Bu hava kirliliğine her zaman verdiğim bir örnek var. O zamanlar hem şimdiki Atatürk Mahallemizin, hem de Novada alışveriş merkezinin bulunduğu yerler incir bahçeleriydi. Çok zaman hayretle izlerdim. İncir yapraklarına yapışan çimento tozları sabahları meydana gelen çiğ sonucu betonlaşarak yeşil olan yaprakları bembeyaz bir renge döndürürdü. Aslında insanların aldığı nefes de solunum yollarındaki ve ciğerlerindeki nemle temas edince aynı şekilde betonlaşıyordu. Bundan kaynaklı ilçemizde hastalıklar çoğalmaya başladı.
Golf tesislerinin Yamaç ve civarında temiz su kaynaklarını kuruma noktasına getirdiklerini iddia etmiştim. Çimento fabrikası da bu zarara ortak olmaktadır. Patlattığı dinamitler o dağlarda yer altı çatlaklarına neden olmakta ve bu çatlaklardan sular derinlere kaçmaktadır. Bunun en canlı örneği de bir doğa harikası olan Şarlak Şelalesinin kurumasıdır. O su eskiden yaz kış devamlı akardı. Sökeliler için piknik alanıydı. Şimdi kurudu. Başka ülkelerde olsa koruma altına alınırdı da bizim burada ilgilenen bile olmadı.
Başka bir olay daha gerçekleşti. Sahip değiştiren çimento fabrikası üretim kapasitesini dört katına çıkardı. Bunun için bir ÇED raporu aldı mı, yoksa yine “ÇED gerekli değildir” diye bir raporla işi çözdüler mi, bilmiyorum. Ama ülkemizin en yoğun karayollarından biri olan, Türkiye’yi başta Didim ve Bodrum olmak üzere, tatil yörelerine bağlayan yolun üstüne bir bant sistemi kurarak artık patlatıp çıkardıkları kayaları fabrikaya bu bantla çekmeye başladılar.
Son söz; Söke’nin çok özel ve çok güzel bir iklimi vardır. Özellikle yaz sıcaklarında Aydın İlinin bütün ilçeleri cayır cayır yanarken Söke denizden esen rüzgarla serinlerdi. Çünkü Kuşadası ve Söke’yi birbirine bağlayan boğaz adeta bir baca gibiydi. Sağladığı hava akımı Söke’ye serinlik veriyordu. Şimdi bu boğaz da yok olma tehdidi altında. Çünkü çimento fabrikası yetkilileri Latmos’taki madencilerden daha hırslı, daha aç gözlü ve daha merhametsiz. Daha çok kazanmak için her şeyi denemekten çekinmiyorlar. Bir ilkokul yaptırıp bir dereyi ıslah ederek vicdanlarını rahatlatabiliyorlar.