Dünyadaki çiftçileri bilmem elbette. Biraz Almanya’dakilerden haberim var da, hepsi o kadar… En iyi bildiğim; elbette ki Türk çiftçisinin durumu. Onların da böyle gün falan kutlayacak halleri kalmadı. Gün geçmiyor ki, ülkemizin bir yöresinden çiftçi şikayetleri gelmesin…
Sevgili okuyucu, çiftçiler gününde televizyonların haber programlarını izlerken düşünmeden edemedim. O kadar şikayet, o kadar sızlanma vardı ki… Üstelik bana göre hepsi de haklı.
Özellikle iktidarın oy deposu olan Karadeniz Bölgemizden çay üreticileri açıklanan alım fiyatının maliyeti bile karşılamadığını ifade ederek “artık AKP’ye oy yok” diyorlar. Malatya’dan Kayseri’ye, Konya’dan Trakya’ya hep aynı isyanlar dile getiriliyordu. Bence birileri bu feryatlara kulak vermelidir.


Ben Sayın Maliye Bakanımız gibi düşünmüyorum. Enflasyonun nedeni çalışanlara ve de emeklilere verilen yüksek ücret değildir. Tarım ürünlerini bile ithal edecek kadar üretim kısırlığına itilen çiftçilerimizdir.
Ülkemizde yetişmeyen bazı tropikal meyveleri ithal etmeyi hoş görebiliyorum. Nefistir, başka ülke insanlarının yediklerini, içtiklerini benim milletimin evlatları da yeme hakkına sahiptirler. Ancak; kendi topraklarımızda yetiştirebildiğimiz ürünleri de para vererek başka ülkelerden satın almayı anlamak mümkün değil.
En son, sıfır gümrükle bir milyon ton mısır ithal edileceği haberini okudum. Mısır bu ülke topraklarında yetişen bir ürün. Neden bu parayı başka ülkelerin çiftçilerine veriyoruz? Kendi çiftçimize versek ve onların üretmelerini sağlasak hem daha ekonomik, hem de daha sağlıklı olmaz mı? İthal edilen mısırların hangi şartlarda yetiştiklerini, tohumlarının özelliklerini bilmiyoruz. Belki de genetikleriyle bile oynanıyor. Geçtiğimiz günlerde ithal edilen patateslerde insan sağlığına zararlı kimyasallar bulunduğu haberleri çıkmıştı. O patateslerin akıbetleri de meçhul. Geri mi iade edildiler, yoksa millet yesin diye pazara mı sürüldüler, bilmiyoruz.


Almanya’da çalıştığım işyerinin bitişiğinde bir çiftlik vardı. Çiftlik dediysem toprakları elli dekarı geçmezdi. Görkemli bir çiftlik binası, boy boy traktörleri ve tarım ekipmanları vardı. Sahibi olan kişinin bizim çiftçilerin hayallerinde bile göremeyecekleri lüks bir otomobili vardı. O arazi yılın bütün aylarında bir üretim alanıydı. Patatesler sökülüp lahanalar ekiliyor, insanlar devamlı çalışıyorlardı. Ürettikleri traktörlerle taşınıp hazır olan müşteriye veriliyordu.
Son söz; ben ekonomist değilim. Buna rağmen bazı şeylerin eksik ya da yanlış olduğunu anlayabiliyorum. Bir ülke tohumu bile ithal ederek tarım ülkesi olamaz. Biz de vakti zamanında tarımda kendi kendine yeten bir ülke iken bu durumlara düştüysek, sebzeyi taneyle, karpuzu dilimle satın alıyorsak işi baştan sona sorgulamamız gerekir.
Dünya çiftçiler günü kutlu olsun. Bu şekilde devam edersek gelecek yıllarda bu günü kutlayamayacağız. Belki de bunun yerine “Dünya ithalatçılar günü” diye bir gün ihdas edip onu kutlayacağız.