Sevgili okuyucu, son zamanlarda her şeye karşı çıkar olduk. Biri bir şey yapmayagörsün, hemen isyan ve eleştiri… Yani bu ülkede hiçbir iş yapılmayacak mı? Allah’ın bize lütfettiği doğal kaynakları halkımızın istifadesi için kullanamayacak mıyız?

Ne oluyor bize?..

Bir tarafta bazıları memleketin taşını toprağını yağmalamak için ormanları ve oradaki doğal hayatı katlediyor, onlara gerekli tepkiyi vermiyorken diğer tarafta rüzgar enerjisinden jeotermal enerjiye kadar her şeye karşı çıkıyoruz. Neye ne için karşı çıktığımızı bile bilmiyoruz.

***

Bakınız, en yakın örnek, Beşparmak Dağları. Antik çağlardaki adı LATMOS olan bu dağlardaki eşsiz doğal güzellikler katledilirken o meşhur aktivistler ağızlarını açıp da bir şey söylemediler. Çalışanlar silikozis hastalığından hayatlarını kaybederken, dağlar çoraklaşıp çöle dönerken sadece Kuşadası’ndan bazı turizmcilerin desteğiyle kurulup varlığını sürdüren bir dernek güya tepki vermiş ve onun tepkisi de “Latmos milli park olsun” şeklinde gerçekleşmişti.

Defalarca yazdım, milli park olunca o dağlar kurtulmaz, o maden şirketleri de işleri bırakmaz diye…

Dinleyen olmadı. Çünkü maksat o dağların kurtulması değil, kendi hayallerine uygun hale gelmesiydi. Yani oradaki köylüler dağları terk edecek, meydan bunlara kalacaktı. Yani asıl amaç, bağcıyı dövüp oralardan kaçırmaktı. Üzüm daha sonra doya doya yenirdi.

Biz o madenlere ne o zamanlar, ne de şimdi, gerekli tepkiyi vermedik ve de veremiyoruz. Bazı cesur yürekler çıkıyor, onlar da güzellikle olmazsa zorla, dövülerek susturuluyor.

***

1964 yılında hizmete açılan çimento fabrikası o günden bu yana Sökelileri hasta etmeye devam ediyor. Zamanında fabrika gördüğümüz mü vardı? O günlerde önemli bir istihdam sağlayınca “isterse öldürsün” denilerek her yanlışına göz yumuldu. Yıllarca Söke’nin üstüne çimento tozları savurdu. Hem bitkiler, hem hayvanlar ve hem de insanlar büyük sağlık sorunları yaşadılar. Kimse çimento fabrikasına ses etmedi. Onlar da 60 yıldır cüretlerini arttıra arttıra bizi zehirlemeyi sürdürüyorlar. Şimdi de hedefleri; karşılarında ham madde deposu olarak kullandıkları dağı bitirip Söke’nin yaz mevsimlerini serinleten o mükemmel iklimini de bozmak.

Sevgili okuyucu, biz bunları yazdığımız zaman hiç kimseden bir itiraz sesi gelmiyor. Çünkü yazılanların hepsi gerçek. “Yazar yazar usanır” düşüncesiyle sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Bazen de hedef saptırıyorlar. Kendilerine kıyasla çok masum olan bazı yatırımları adeta hedef gösterip kendilerini boşa çıkarıyorlar. Bakınız, bazı sanayi kuruluşlarına getirilen suçlamalar bunların verdiği çevre tahribatı yanında hiç kalır ama hep onlar konuşuluyor.

Şimdi de jeotermale can simidi gibi yapıştılar. Millet jeotermal ile uğraşırken bunlar zarar vermeye devam edecekler.

O konuya da değineceğim.