Dünkü yazımda da ifade ettiğim gibi, benim iddialarım devletin görevlisi tarafından onaylanmıştı. Hiçbir eksiği yoktu, hatta fazlası vardı. DSİ görevlisi ceza verilmesi gerektiğini ama bu cezayı Kaymakamlığın vereceğini ifade etmişti. Bir gün sonra bir cenazede karşılaştığım kaymakam Beye kaç lira ceza yazdıklarını sordum, “bu işin cezası çok değil, 1000-1500 lira gibi bir şey” diye cevap vermişti. Ben öyle bir ceza da verildiğini düşünmüyorum.
Kaçak şebeke suyu ile ilgili olarak zaten ne ilçe belediyesi, ne de BŞB bir girişimde bulunmadı. Söke belediyesinde bir komisyon kuruldu, beni de dinlediler. DSİ’den gelen belgeyi de kendilerine verdim. Raporlarını Büyükşehir Belediye Başkanlığına gönderdiler.
Bu olaydan kısa bir süre sonra garip bir şey oldu. Bakınız, bu golf tesisleri Söke Belediyesine ait bir bahçede artezyen açıp çıkan suyu tesislere pompalamaya başlamışlar. Hatta o noktaya kadar elektrik de çekip güzel de bir ev yapmışlar. Madenden emekli bir kişiyi de buraya bekçi olarak koymuşlar. Evin hemen arkasında da hem belediye bahçesindeki, hem de Ağaçlı istikametinde, Gül Dağı’ndaki artezyenlerden gelen suların toplandığı bir depo yapmışlar. Sonra hemen bu bahçenin sınırında Hazineye ait bahçeye de bir artezyen açmışlar. Yalnız iki artezyen de aynı havzadan su aldığı için bu ikinci artezyen çalışınca belediye Bahçesindeki artezyenin suyu kesiliyormuş. Onlar da sadece ikinci artezyeni çalıştırmaya başlamışlar.
***
Benim bu su işini karıştırmamdan sonra bir şeyler yapma ihtiyacı hissetmiş olacaklar. Çünkü ben bu hazine arazisindeki artezyenden devletin haberi olup olmadığını da sormuştum. Söke’nin yerel gazetelerinden birinde bir ihale ilanı gördüm.
Artezyenin olduğu hazine arazisini işaret ederek burada 6×6=36 metrekarelik bir alanın depo yeri olarak kiraya verileceği bildiriliyordu. Bakınız, yolu olmayan, duvarları, çatısı falan da olmayan, sadece bir artezyenin bulunduğu alan “depo yeri” olarak ihale ediliyordu. Bu bir kandırmacadan başka bir şey değildi. Bahçenin tamamını ihale etseler başkaları da girip alacak, ya da en azından fiyat yükselteceklerdi. Ama böyle bir yeri artezyeni kullanan, yasak falan da tanımayan golfçülerden başka kimsecikler istemezdi. Yine de denemek için rica ettiğim bir arkadaşım ihaleye girdi. Bedelin üç katı kadar arttırıp sonra onlara bıraktı.
Sevgili okuyucu, bu ihale şartnamesini hazırlayan devlet görevlisinin vicdanı rahat mı bilemem de, ama daha o an hakkında soruşturma açılmalıydı diye düşünüyorum. Bu iş ihaleye fesat karıştırma tanımına tam olarak uyuyor.
***
Sonunda doğrudan yargıya başvurup şikayetçi olmaya karar verdim. Başvuru Savcılığı beni dinledikten sonra başvurumu kabul etti. Daha sonra Soruşturma Savcılığı tarafından davet edilerek kendisine sözlü olarak da bilgi verdim. Artık hukuk gereğini yapacak diye düşünerek rahatlamıştım. Ancak; aylar geçiyor, bir sonuç çıkmıyordu. Sonunda bir şekilde Cumhuriyet Başsavcılığından randevu alarak kendisiyle görüşmeye gittim. On sahifelik bir de rapor hazırlayarak kendilerine takdim ettim.
Başsavcım önce pek sıcak karşılamadı. Bana “madem şu anda belediyede görev yapıyorsun, olayı neden orada çözmedin” diye de çıkıştı. Kendilerine Aydın Büyükşehir olduğu için su ile ilgili yetki ve sorumluluğun ilçe belediyesinden alınarak Büyükşehir Belediyesine verildiğini hatırlattım. Bu sefer can sıkıntısı içinde benim bu işle bir ilgimin olmadığını, kendi işime bakmamı söyledi. Ben de nazikçe cevap verdim:
“Sayın Başsavcım, ben bu kentin hemşerisiyim. Bu kentin varlıklarında da hissedarım. Dolayısıyla birisi Söke’ye ait değerleri izinsiz ve bedelsiz olarak alıyorsa bu durum beni ilgilendirir…”
Bu cevabımdan da memnun olmadı. Artık bu işin yargıda olduğunu ifade ederek adeta görüşmenin bittiğini belli etti. Ben de izin isteyip kalktım. Ertesi gün adliyeden arayıp çağırdılar. Başsavcıya verdiğim dosyanın her sahifesini imzalattılar.
Son söz; aradan yıllar geçti. Ben hala adalet tecelli etsin diye bekliyorum. Arada bir de böyle hatırlatmalar yapıyorum.