10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününden bir gün önce Sökeli gazeteci Durmuş Tuna silahlı saldırıya uğradı. Ne yazık ki hem silahla yaralandı, hem de darp edildi. Böyle bir saldırının anlayışla karşılanması elbette mümkün değil. Sosyal medyada gördüğüm bazı yorumcular Tuna’yı suçlar ifadeler kullanarak bu saldırının haklılığını savunan yorumlarda bulunmuşlar. Doğrusu bunu da anlamak mümkün değil. Bir hukuk devletinde böyle bir davranış nasıl savunulur ya da makul karşılanabilir ki?..
Gazeteci Durmuş Tuna’nın dili de sivridir, kalemi de sivridir. Doğru bildiği konularda ısrarcı olur ve sonuna kadar da gider. Elbette ki her yazdığı doğrudur demiyorum. Eğer bir iddiada bulunuyorsa öyle bir duyum almış ve öyle bir kanaate ulaşmıştır. Ortada bir gerçek dışı haber ya da bir iftira varsa bunun cezasını herkes kendine göre kesemez. Mahkemeler bunun için vardır.
İftiraya uğradığını düşünen gider mahkemeye, şikayetçi olur. Yoksa herkes eline silahı alıp kendisi ceza kesmeye kalkarsa kendini devletin yerine koymuş olur ki, bunu kabul etmek mümkün değil.
Olayın içine siyasetin de karıştırılması işi daha da değişik boyutlara taşıyor. Tuna Emniyete vermiş olduğu ifadede CHP Söke İlçe Başkanı Erkan Polat ile İyi Parti İlçe Başkanı Uğur Kaya’nın isimlerini azmettirici olarak vermiş. Eylemi gerçekleştiren Hüseyin Kaya için de Yeniden Refah Partisi’nin Aydın İl Başkanı olduğu şeklinde bir ifade kullanmış. Bu ifadeye de tepkiler var. Hüseyin Kaya şimdi il başkanı değilmiş. İki ay önce bu görevden ayrılmış. Bu tepkileri de anlamak mümkün değil. Sonuç itibarıyla bu görevi yapmış bir kişi…
Son söz; toplum önderi pozisyonunda olanlar eleştirilere tahammüllü olmalıdırlar. Eğer eleştirilerin haksızlığına inanıyorlarsa bunun için kaba kuvvet dışındaki yolları düşünmelidirler. Yoksa her eleştirilen silaha sarılırsa ortada ne devlet düzeni kalır, ne de can güvenliği. Bu türlü hareketler sadece kişilerin can güvenliğine değil, devletin de otoritesine karşı işlenmiş olur.