Bazen büyük konuşmak insanı sıkıntıya sokabiliyor. Çünkü sonradan insana soruyorlar; hani ne oldu diye…
Yıllarca bazı konuları pehlivan tefrikası gibi yazdım. Her seferinde de bu konuların takipçisi olacağımı, yazmaktan usanmayacağımı, ısıtıp ısıtıp huzurlarınıza getireceğimi ifade ettim. İnsanların sıkılıp usanabileceğini düşünmedim.
Yapacak bir şey yok. Ağzımızdan söz çıktı bir kere. Hoşgörünüze sığınarak bu konuları huzurlarınıza tekrar tekrar getirmeye devam edeceğim. Yoksa adama sorarlar; ne oldu, “seni de mi susturdular” diye
***
İşe elbette ki golf tesisleriyle başlayacağım. Hani şu, Kuşadası’na giderken Granta Mezarlığının yanındaki tesisler. Orada adeta bir mahalle kuruldu. Suyunu Söke’den karşılıyor, çöpünü bile Söke Belediyesi alıyor ama adı “Kuşadası Golf Tesisleri” olan yerleşke.
Zamanında devrin belediye başkanı bize o kadar güzel anlatmıştı ki, hepimiz heyecanlanmıştık. Golf dünyada milyarderler sporuydu. İlçemize Dolar milyarderleri gelecek ve Söke esnafından alışveriş yapacaklardı. Bunları duyunca gözlerimi kapayıp hayal etmiştim. Söke çarşısında golf pantolonlu Dolar milyarderleri dolaşıyor, pazarımızdan sebze ve meyve alıyorlardı.
Sonra biraz araştırdım; Sayın Cumhurbaşkanımızın da kullandığı ifadeyle meğer turpun büyüğü heybedeymiş. Meğer bu golf işi pek çok ülkede yasaklanmış da bunlar bize kadar gelmişler.
Temiz su kaynakları bizden on kat daha fazla olan Amerika Birleşik Devletleri, o güne kadar golfçülerin en gözde tercihleri olan İspanya artık golf yatırımlarına izin vermiyorlarmış. Çünkü bunlar hem temiz su rezervlerini tüketiyor, hem de suları kirletiyormuş. Golfe ancak İngiltere gibi yılın en az 300 günü yağmur alan ülkeler izin veriyormuş. Yağmur altında golf oynamak da pek keyifli olmadığından gözlerini ülkemize çevirmişler.
Efendim, bu golf oyunu çim üzerinde oynanıyor ya, bu çimlerin sürekli biçilmesi gerekiyormuş. Bilindiği gibi; çimler de bütün diğer bitkiler gibi yapraklarıyla özümleme yapıp besinlerini üretirler. Ancak; devamlı biçilen yapraklar besin üretemediği için çok miktarda kimyasallarla besin takviyesi yapmak zorunda kalıyorlar. Bu da hem toprağı, hem de sularımızı zehirliyor.
Randevu isteyip tesisleri ziyarete gittim. 18 delikli iki adeta golf sahası vardı. Ayrıca ortada büyük bir suni gölet yapmışlar ki doğal bir gölden farkı yoktu. Hatta kuğular bile burayı gerçek göl zannedip mekan tutmuşlar.
Bir erkek, bir de bayan, iki yetkili beni karşılayıp küçücük bir odaya aldılar. Suları kirletme iddialarını kabul etmediler. Hatta isminin Yosun olduğunu ifade eden hanımefendi bir de örnek verdi:
“Bakın biz bu göleti yaparken söktüğümüz zeytin ağaçlarından bazılarını kenarlara diktik. Onlara da bu söylediğiniz kimyasallardan verdik. Daha da güzelleşip geliştiler. Zehirli olsalar hiç böyle bir sonuç alır mıydık?”
Cehalet desem, konuşan bir mühendisti. Bu kadar cahil olamazdı. Yani beni kandırmaya çalışıyordu. Çünkü söz konusu kimyasallar zaten bitkileri beslemek içindi. Zeytin de bitki olduğundan ona yarar sağlamıştı ama insana nasıl bir etki edecekti?
Devamlı sulanmak zorunda olan bu golf alanlarında o kimyasallar eriyip toprağa ve oradan da temiz su rezervlerine karışıyordu.
Bu konuya devam edeceğim.