Bazı şeyleri gerçekten de anlamakta güçlük çekiyorum. Çevre konusunda gösterilen hassasiyetlere elbette saygı duyuyorum da, galiba öncelikler konusunda kuşkularım var.
Bakınız, hiçbir endüstri kuruluşu çevreye sıfır zararla üretim yapamaz. Bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Az ya da çok, illa ki çevreye bir zararı olacaktır. Hatta bir zamanlar turizm için “bacasız sanayi” yakıştırması yapılmıştı da bu tanım bile yanlıştı. Çünkü turizmin ve turistik tesislerin de çevreye olumsuz etkileri var. Bazı otellerin denizlerimizi kirlettiği ortada. Limanlarımıza turist taşıyan deniz araçlarının yarattığı kirliliği de zaman zaman görüyoruz.
***
Yukarıdaki peşrevi yapma nedenimi de paylaşayım. Herkes kendine göre çevreye verilen zararlardan söz ediyor. Bana göre Latmos’ta yapılan doğa katliamı Jeotermal enerji üretimi çalışmaları sırasında çevreye verildiği iddia edilen zararlardan daha büyüktür. Ama baktığım zaman sürekli olarak jeotermal dile getirilirken Latmos çok seyrek olarak hatırlanıyor. Hatta bazı gönüllüler olmasa, neredeyse unutturuluyor bile diyeceğim.
Bundan yıllar önce bir İstanbul milletvekili Latmos’taki uranyum sondaj kuyularından söz etmişti. Hatta o zamanlar Kisir Köyü’nün muhtarı olan Baki Suna kardeşimiz olayla ilgili olarak farkındalık yaratmak için eşiyle birlikte saçlarını sıfır numara kestirerek dikkat çekmek istemişti.
Yıllar önce uranyum aramak amacıyla açılan kuyuların tehdit olup olmadığı tartışılıyordu. İşin ilginç olan yanı; bu iddiaların merkezi olan bölgede bazı hayvan üretme çiftliklerinin de olmasıydı. Çok şükür, yapılan araştırmada sağlığı tehdit edecek bulgulara rastlanmamıştı. Ancak; hala merak ederim, o olayla ilgili olarak bir tek Aydın milletvekili bile ağzını açmazken İstanbul milletvekili bir şahsın hassasiyet göstermesi ilginçti. Dedim ya, herkesin önceliği farklı oluyor.
Latmos’ta yapılan çevre katliamının sonuçları uzaydan bile görünecek boyutlara ulaşmışken yeni sahalar için devletin yetkilileri “ÇED gerekli değildir” derken, bazı çevreci dostlar da olaya sessiz kalırken Jeotermal için kıyametler koparılmasına mantıklı bir açıklama bulamıyorum. Latmos’ta doğa katliamından sadece maden şirketleri yararlanırken jeotermal enerji üretimi enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacağı için bütün ülkeyi ilgilendiriyor. Buna rağmen Latmos’a gidip oradaki zararı görmeyenler jeotermal için de yine görmeden fetva vermeyi sürdürüyorlar.
Son söz; yıllar önce Afyon İlimize Bağlı Bolvadin İlçesinin şirin bir köyünde öğretmenlik yapıyordum. Birileri gelip köy odasında köylüyle toplantı yaptılar. Cami için ses düzeni pazarlıyorlardı. Hepimizin de hoşuna gitti. Artık okunan ezanı dağdaki çobanlar bile duyabilecekti. Paralar toplanırken bir Hacı Emmi itiraz etti. Sesi oldukça sert ve kınayıcıydı.
“Farzdan önce farz olmaz. Köyün suyu yok. Eşeklerle dağdan su getiriyorsunuz. Bundan önce o suyu getirin…”
Sonra da çıkıp gitti. Doğrusu ona hak vermiştim. Ardından da ben çıktım.