Güney sınırımızda kıyametler koptu ve Suriye eski Devlet Başkanı Esad ülkesini bırakıp Rusya’ya kaçtı. İlk tepkilere baktığımızda bu durumun hem vatandaş, hem basın, hem de politikacılar için sürpriz olduğunu söyleyebiliriz. Önceden çıkıp da Diktatör Beşar Esad’ın tek bir mermi bile atılmadan tası tarağı toplayıp kaçacağını tahmin eden var mıydı?

Hatta, muhalefetimiz, Esat ile görüşülmesini tavsiye ederken iktidarımız da zeytin dalı uzatma durumlarına gelmemiş miydi? Birdenbire işler değişiverdi. Rejim muhalifleri güle oynaya başkent Şam’a kadar ilerlediler. Esat kaçtı, muhalifler de adeta mermi bile yakmadan başkenti ele geçirdiler. Bu kadar kolay olması şaşırtıcı değil mi?

***

Sanki çok büyük bir planın kusursuz bir şekilde uygulandığına tanık oluyoruz. Çünkü işin içine İsrail de girdi. Bugüne kadar sessizce sözde hakemlik yapan ABD desteğindeki İsrail birlikleri Suriye’yi işgale başladılar. Suriye ordusu hala kayıplarda. Adamlar ciddi bir mukavemet görmeden Şam’a 20 kilometre yaklaştılar. Sanki görünmez bir el önce Suriye ordusunu etkisiz hale getirdi. Sonra kuzeyden gelen muhalif güçler Şam’a girerek adeta devletin gücünü test ettiler. Sonra da İsrail yürüdü.

Önce bölgenin tarım üretim alanı olan Golan Tepeleri ve devamı Şam…

Sevgili okuyucu, gazete ve sosyal medya haberlerine göre Esad son haftalarda Rusya’ya uçaklar dolusu para kaçırmış. Söylentilere göre kaçırılan para miktarı 130 milyar doları aşıyormuş. Yani bu işten Esat ve Rusya şimdiden kazançlı çıktılar. Ama, galiba başına gelecekleri birileri ona fısıldamış olacak ki, kendince bu hazırlıkları yapmış.

Bu tür olaylarda Amerika her zaman kazançlı çıkar. Çünkü uzun vadeli şeytani planların üstadırlar. Ukrayna’yı Rusya’ya karşı destekleyerek Ukrayna halkını sefalete sürüklerken Rusya’nın dikkatini dağıtarak İsrail’e alan açtılar.

İsrail, inancı olan ve de bu inanç için kan dökmekten, katliamlar yapmaktan çekinmeyen “Vadedilmiş Topraklar” hayaline ulaşmak için çok önemli bir kazanım elde etti.

Peki biz ne elde ettik?

Herkes kendince seviniyor da, acaba biz ne diye seviniyoruz? Suriye’de canımızı sıkan bir diktatörün yönettiği devlet varken şimdi bir tarafta HTS ve SMO gibi muhalif güçlerin egemen olduğu alan, diğer tarafta PKK; YPG gibi terör örgütlerinin egemen olduğu topraklar ve de diğer tarafta bize biraz daha yaklaşmakta olan İsrail Devleti…

Yani, sıkıntı bir iken üç oldu.

Son söz; bütün bunların nesine seviniyoruz, anlayamıyorum da, bir de nur topu gibi göçmenlerimiz var elbette.

Güleriz ağlanacak halimize lafında olduğu gibi üzülüp çareler düşünmemiz gereken hallerdeyken sanki sevinip zafer şarkıları söylüyoruz.