Hayırlısıyla 31 Mart seçimlerini de geride bıraktık. Sonuçları herkes kendine göre yorumladı. Kazananlar zafer şarkıları söylediler, kaybedenler suçu birilerinin üzerine atma çabasına düştüler. Her zaman olduğu gibi, yine özeleştiri yapan çıkmadı. Kazanan kerameti kendinden bildi, kaybeden de açık ya da örtülü olarak başkalarını ve özellikle de milleti suçladı. Bence bu türlü tartışmalar yerine bir sonraki seçime hazırlık, kazanılan ya da kaybedilen bir seçimden hemen sonra başlatılmalı.nnnÖncelikle oturup bir durum değerlendirmesi yapmak gerekir. AKP ülke genelinde ikinci parti durumuna düştü. Partilileri tarafından siyasetin büyük ustası olarak kabul edilen Sayın Recep Tayyip Erdoğan ilk kez böyle bir seçim yenilgisi yaşıyor. Bunu kolayca sineye çekeceğini sanmıyorum. Mutlaka bir durum değerlendirmesi yapacak ve en yakınlarından başlayarak bazı partilileri sorumlu tutacaktır. Orada teşhis doğru konursa bu kayıp telafi edilir ya da başka bir ifadeyle yıkım devam etmez ve dört yıl sonraki seçime kadar hasar tamir edilir.n*nCHP elbette ki birinci parti olarak bir seçim galibiyeti yaşadı. Ancak; onlar da sonuçları doğru tahlil etmeliler. Eğer zafer sarhoşluğu içinde bu sonucun kendi doğruları sayesinde kazanıldığını iddiaya devam ederlerse bir daha böyle bir sonuç için kırk yıl beklemeleri gerekir.nBence seçimleri CHP kazanmadı. AKP kaybetti. Kayıp sebebi de sandığa götürülemeyen seçmenlerdir. Elbette ki fanatizm derecesindeki partililer oy kullanmışlardır ama, iktidarın nimetlerinden faydalanmayan, partiye sadece sade vatandaş olarak sempati duyup oy veren seçmenler Ak Parti’de ne adalet, ne de kalkınma anlamında beklentilerinin karşılığını bulamayınca küsüp sandığa gitmediler. Gidenlerin de büyük bölümü oylarını cumhur ittifakı yerine Yeniden Refah Partisine kullandılar. Cumhuriyet Halk Partisinin oylarındaki üç milyonun üstündeki artışın büyük bölümünün seçmen sayısındaki artıştan kaynaklandığını düşünüyorum.n*nAk Parti öylesine büyük bir kibre kapıldı ki, halkın beklentilerini anlayıp cevap veremedi. Gelirin %40’ını %1’lik bir kesim paylaşırken kalanını ülke insanlarının %99’u pay etmeye çalışırken emekliler hazır yiyiciler olarak kabul edilip onlara ödenen aylıkların gereksiz ve de israf olduğu duygusu yaratıldı. İşe alımlarda ve devlet imkanlarından yararlanmada liyakat önemini yitirdi, partizanlık ve tarafgirlik öne çıktı. Üretim teşvik edilmediği gibi, üreten insanlar adeta cezalandırıldı. Gazete ve televizyonlarda gördüğümüz bazı haberlere üzüldük. Özellikle sade vatandaş vergi yükü altında büyük sıkıntılar çekerken bazı patronların çok yüksek miktarlardaki vergi borçlarının affedilmesi halkın kırgınlığını, hatta öfkesini körükledi.n*nSayın Cumhurbaşkanı sürekli olarak eskiyle yeninin karşılaştırmasını yaptı. Orada da sanırım biraz abartı oldu. Onun ifadesine göre; eski Türkiye’de kuyruklar vardı, şimdi her şey güllük gülistanlık…nDoğrusu Sayın Cumhurbaşkanının baktığı yerden öyle görünüyor olabilir ama bazı gerçekleri de göz ardı etmememiz gerekir. Türkiye 1974 Kıbrıs Barış hareketiyle Yunanistan’ın Kıbrıs’ta bir oldu bitti yapmasını önledi ama, karşılığında neredeyse bütün dünya tarafından uygulanan bir ambargo ile karşı karşıya kaldı. Hani sözü edilen tüp kuyrukları konuşulurken bu gerçeği de ortaya koymak gerekirdi.n*nSevgili okuyucu, AKP’nin iktidar olduğu ilk dönemlerde bazı şeyler sanki daha iyiydi. Kendilerinden önceki hükümetin uyguladığı ekonomik programın adeta meyvesini Ak Parti hasat etmişti. Ak Parti’nin ilk iktidar yıllarında özellikle sağlık sektöründe çok önemli iyileştirmeler görmüştük. Hani söyledikleri gibi rehin kalan hastalar falan gibi şikayetler ortadan kalkmış, sosyal bir devlette olması gerektiği gibi parsız ve kaliteli tedavi imkanları sunulmuştu. Az sayıda, fakat son derece kaliteli hizmet veren özel hastanelerimiz de vardı ve onlar da ücretsizdi.nZaman içinde o güzellikler yok oldu. Şimdi sağlık sektöründe devlet hastaneleri %30’larda kalırken özel hastane sayısında patlama yaşandı. Oralardan da sağlık hizmeti almak çok pahalı olduğundan devlet hastanelerinde yığılma başladı. Buralarda da randevu alabilmek neredeyse imkansız hale geldi. Binbir masraf ve fedakarlıklarla yetiştirdiğimiz doktorlarımız adeta dışlanıp ülkeyi terk etmeye zorlanırken düzensiz ya da düzenli diye tanımlanan göçmenlerle gelen ve doktor olduklarını kanıtlayan Ortadoğu kökenli sağlıkçılar hem hastanelerimizde, hem de üniversitelerimizde görev almaya başladılar.nSeçim değerlendirmelerine devam edeceğim.