Ülkenin gündemi o kadar yoğun ki, neyi konuşacağımızı, neye sevinip neye üzüleceğimizi şaşırdık. Adeta her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes kendi önceliklerinin peşine düşmüş… Bazen her şeyi konuşacağız derken hiçbir şey söyleyemediğimizin farkına varıyoruz.
Bakınız, bu yazı yazılırken ülkemizin 14 ilini etkileyen büyük depremin yıl dönümü yaşanıyordu. Bu esnada da Ege Denizinde ardı ardına korkutucu depremler meydana geliyor ve ünlü deprem uzmanları ardı ardına felaket senaryolarından söz ediyorlardı.
“Ege Denizinde 7.5 büyüklüğünde bir deprem olabilir. İstanbul için de böyle bir risk söz konusu…”
“İstanbul’da yaşanacak bir depremde 600 bin konut yıkılır. İnsanlar evsiz kalacaklar…”
“İstanbul çökerse Türkiye çöker…”
Yukarıdaki lafları edenlerin arasında devlet yöneticilerimiz bile var. Doğrusu bu kadar lafın ve endişenin üzerine neler yapıldığını, hangi tedbirlerin alındığını bilmiyorum. Sadece tevekkül içinde bir bekleyiş görüyorum.
6 Şubat depreminin yaşandığı bölgelerde hem Şehircilik Bakanımızın bazı müjdeli açıklamaları var, hem de bazı haber kanallarında depremzede vatandaşlarımızın sitem ve şikayetleri. Bakan Bey dünyada misli görülmemiş bir başarıdan söz ederek depremzedelere konutların teslim edildiği müjdesini verirken konteynır evlerde yaşamak zorunda kalan bazı depremzedeler de yaşadıkları sefaleti anlatıyorlar. Yorumculardan dinlediğimiz ise, henüz yapılması gereken konutların üçte biri bitirilip teslim edilebilmiş olduğu. Elbette ki bu da bir şeydir, öyle değil mi?
***
Sevgili okuyucu, felaket ne kadar büyük olursa olsun, gündemde çok fazla kalmıyor. Bakınız, Bolu’da yanan otel ile ilgili haberler bile sıradanlaştı. Kim kusurlu, kim değil?.. Yanarak can veren 78 yurttaşımızın vebali kimin omuzlarındadır, onu dahi bilmiyoruz. İş ortaya çıkıp da failler cezalandırılsa hem yüreğimi soğuyacak, hem de ibreti alem olacak ama, bekleyelim bakalım.
Okulu basıp bir bayan öğretmeni yumrukla yere yıkan, maganda tutuksuz yargılanacakmış. Normal elbette. Niye tutuklansın ki? Yine bir başka okulda öğretmenin burnunu kıran bir saldırgan haberi de gördük. Bunlardan daha da vahimi ve üzücü olanı bir okul müdürünün okulda öldürülmesi…
Aslında bunların hepsi de aylarca gündemde kalması gereken olaylar da, söylenip geçiyor. Gündem o kadar yoğun ki…
Pazarlardan akşam üzerleri sebze artıkları toplayan emekli ve yoksul vatandaşları gündeme taşımaya bile gerek yok.
Hep olumsuz şeyler değil mi?..
Arada olumlu şeyler de oluyor. Latmos’ta (Beşparmak Dağları) madencilere karşı bir hukuk zaferi daha kazanılmış. Başta sevgili öğrencim İhsan Garagöz olmak üzere o mücadelenin bütün kahramanlarını kutluyorum.