BİR KARABAŞ HİKAYESİ DAHA

Geçtiğimiz günlerde Karabaş isimli bir köpeğimden söz etmiştim. Trajik bir şekilde ölünce daha sonra sahiplendiğim bütün köpeklerime de Karabaş ismini vermiştim.


Bugün anlatacağım Karabaş da Aydın İlimizin merkez köylerinden Yukarı Kayacık Köyü ilkokulunda köpeğimiz olmuştu. Aslında elbette köylülerden bir sahibi vardı da o hem çocukları çok seviyor, hem de okulda olmaktan, onlarla oynamaktan mutlu oluyordu.
***
Yukarı Kayacık bir dağ köyüdür. Zaten meslek hayatım boyunca genellikle böyle dağ köylerinde çalıştım. Köyde evler oldukça seyrek yapılmıştı. Okul da zamanında Orta Kayacık Köyü ile beraber kullanılsın diye köyün biraz dışına, iki köy arasına yapılmış. Sonra Orta Kayacık’a yeni bir okul yapılınca burası Yukarı Kayacık’a kalmış.
Okuldan daha güzel bir lojmanımız ve okulun yanında köylülerden bir aile komşumuz vardı. İşte bu son Karabaşımız da bu komşunun köpeğiydi. Genellikle benim lojmanın kapısı önlerinde yatar, verdiğimiz yemek artıklarıyla beslenirdi. Daha önce de ifade ettiğim gibi; teneffüslerde çocuklarla oynamayı çok severdi.
***
Bu keyifli günler bir gün bitiverdi. Karabaşın sahibi olan komşum bir aylığına aşağıdaki zeytin bahçesine göçüyordu. Doğal olarak Karabaşı da götürdü. Baktık, ertesi gün karabaş kaçıp gelmiş. Sahibi gelip aldı da, buna çok sinirlenmiş. Köpeği çok sert bir şekilde dövmüş. Sonra da sürekli bağlamaya başlamış. Birkaç gün sonra artık dayaktan ve de bağlı kalmaktan uslandığına kanaat getirdiği Karabaşı tekrar serbest bırakmış. Köpek tam da onun düşündüğü gibi bahçeyi dolaşıyor, dışarı çıkmıyormuş.
O öyle düşünüp mutlu olurken benim Karabaşım da başka planlar yapmış. Her gece o insanlar uyuduktan sonra bahçeden kaçıp bize geliyor, adeta bize gece bekçiliği yapıp sabah ezanı okunurken geri gidiyordu. Bir ay hep böyle davrandı. Geceleri kendince bizi koruyup gündüzleri bahçe nöbetine devam etti. Bir ay sonra zeytini bitirip tekrar geri döndüler.
***
Bir gün Karabaş lojmanın önünde oturuyordu. Halbuki çocuklar varken oturmaz, onlarla oyunlar oynardı. Hasta olabileceğini düşünerek yanına gittim, ön patilerinin arasında eşimin bir gün önce kaybettiği küpesi duruyordu. Çağırdım, gelip küpesini aldı. Bu da benim son Karabaşım olmuştu. Başka köpek edinmedim. Çünkü ayrılık çok zor oluyor.
***
Son söz; Bağarası’ndan sevdiğim bir eski dost, siyasetin içinde olmuş bir arkadaşımız yazmış olduğum ilk Karabaş yazısına yorum yapıp taraflı politika yaptığımı, Bağarası’nın arıtma tesisinin yapılmadığını yazmamı istemiş. Halbuki politikacı olan ben değilim, kendileridir. Üstelik iktidar partisinde politika yapıyorlar ve hizmet için benden yardım istiyorlarsa burada da bir yanlış var demektir. Neyse, ben her şeyi bilemem değil mi? Bu kardeşimiz bizi yeterince bilgilendirsin, onun isteklerini de yazarız elbette.
Bazen köpeklerimin hepsini de çok özlüyorum. Şimdi evimin bahçesinde beslediğim kedilerim var. Onlar da dost, onlar da sadık, onlar da güzel…
Onlar da beni çok mutlu ediyorlar.
Onların varlığı bizim zenginliğimizdir.