Son yıllarda hiç yaşamadığımız kurak bir mevsim yaşıyoruz. Bu vakte kadar yağmurların çoktan yağması gerekirdi. Bu bölgeye Eylül aylarında, ya da bilemedin, Ekim ayında yağmur mutlaka düşerdi. Allah korusun da, bu gidişle Kasım ayı için bile kuşkularımız var.

Galiba tabiat sonunda isyan etti. Bu kadar acımasız kullanılmaya, bu kadar hoyratlığa bir tepki vermek istedi. Bizi kuraklıkla cezalandırıyor.

***

Sevgili okuyucu, bu köşede yıllardır yazıyorum. Dünyanın bir dengesi var. İklimler de bu dengeyle bir düzene oturmuşlar. Yazı, kışı, ve baharları bir düzen içinde gerçekleşip her mevsim ayrı bir güzellik ve ayrı bir bereket olarak yaşanıyordu.

Bazı kişiler bazı kaya parçalarını satıp zengin olsunlar diye ormanları yok ettirmeye başladık. Yıllardır yaşanan Latmos’taki doğa katliamından söz ediyorum. Kimsecikler ağzını açıp da bir şey söylemiyor. Yapılan işe sahip çıkan hiçbir kişi ya da kurum yok. Ancak; durumu eleştiren de yok. Yapılanlar da hız kesmeden ve üstelik artarak devam ediyor. Beşparmak Dağları her geçen gün daha fazla çölleşiyor. Oksijen kaynaklarımız daha fazla azalıyor.

***

Ben çevreyle yağmur ilişkisinin en çarpıcı örneğinin Söke’de yaşandığına inanıyorum. Bakınız, daha geçen hafta dile getirmiştim; Söke’de bulunan çimento fabrikası insan sağlığına verdiği çok önemli ve telafisi mümkün olmayan zararlar yanında Söke iklimini de olumsuz olarak etkilemektedir.

Söke’nin sırtını dayadığı dağlar adeta bir boğaz gibidir. Bu boğaz Söke Ovası’nı denize bağlayan çok önemli bir hava yoludur. Yaz sıcaklarında Aydın’ın bütün ilçeleri cayır cayır yanarken Söke bu boğaz yoluyla denizden gelen nemli rüzgarlarla serinlemekteydi. Bu rüzgarlar sadece yaşamımızı güzelleştiren Allah’ın bir lütfu değil, aynı zamanda yağmur bulutlarını da getirdikleri için adeta bir bereket kapısıydı.

Ne yazık ki baca görevi gören bu kapı yıkıldı ve yıkılmaya da devam ediyor. Çimento fabrikasına verilen üretim arttırma izinleri bu felaketi daha da hızlandırıp çabuklaştıracaktır. Patlattıkları dinamitlerle yer altı sularını derinlere kaçırıp Şarlak gibi bir doğa harikasını kuruttukları gibi, dağın taşını toprağını yağmalayarak o hava boğazını da yok etmektedirler.

Son söz; kurak bir yaz mevsimi sonrasında yine kurak bir güz yaşıyoruz. Ama bana göre bunlar iyi günlerimiz. Ben iddia ediyorum ki; birileri bu çimento fabrikasına “dur” demezse bugünleri de arayacağız.