CEM KARACA VE GÖZYAŞLARI

Geçen hafta televizyonda bir film izledim. “Cem Karaca’nın Göz Yaşları” isimli bu filmi izlerken zaman zaman ben de göz yaşlarıma engel olamadım.
Filmde hasret vardı. Birilerinin egoları ve kişisel ikbal beklentileri uğruna vatanından, sevdiklerinden ayrı düşmek, gurbet ellerde yaşam savaşı vermek vardı. Babasının ölümünden bile çok sonraları, ancak vatana geri dönebildiğinde haberdar olmanın, çocuğunun çocukluğuna tanık olamamanın derin üzüntüsü vardı…
***
Sevgili okuyucu, film beni yıllar öncesine götürdü. Sanırım kırk yıl kadar önceydi. O zamanlar Almanya’da Köln ve Düsseldorf şehirleri arasında Langenfeld isimli küçük bir kentte yaşıyordum. Bulunduğum kentte çok sayıda Türk vardı. Bazı arkadaşlarla bir araya gelip Langenfeld’de yaşayan Türk çocukları için neler yapabileceğimizi konuştuk. Bir futbol takımı kurmaya karar verdik. Bu amacımızı da gerçekleştirdik.
Kentimizde faaliyet gösteren amatör spor kulüplerinden birinin ikici takımı olup liglere katılma şansı elde ettik. Hatta bir de gece tertip edip geliriyle Türkiye’den çocuklara arkalarında “Langenfeld Türk Gücü” yazılı eşofmanlar getirttik.
Bize antrenman yapabilmemiz için haftada iki gün saat 20.00 ile 21.30 arasında yarım saha tahsis ettiler. Sahanın diğer yarısında başka bir takım antrenman yapıyordu. Takımın ikinci başkanı ve antrenörü de bendim.
Langenfeld Türk Gücü yaptığımız bir hata nedeniyle üç puanımız silinmesine rağmen ligi dördüncü olarak tamamlamıştı.
***
Uzun bir peşrev oldu da asıl konuya geleceğim. Bir akşam baktım; antrenmanda 4-5 kişi anca vardı. Bütün takım yok olmuştu. Sonra gelen o çocuklar da aniden ortadan kayboldular. Biz ne oldu, nereye gittiler diye bakınırken antrenman sahamızın dışındaki alanda kurulu bir çadırı ve önünde toplanan kalabalığı fark ettik. Gidip baktığımızda Cem Karaca’nın o çadırda konser vereceğini öğrendik. Bizim çocuklar da seyirciler arasında yerlerini almışlardı. Yapacak bir şey olmadığından antrenmanı iptal edip ayrıldık.
Ogün o gençlerin heyecanını biz gösteremedik. Söylene söylene evimize gittik. Televizyonda filmi izleyince her şey yenden gözlerimin önüne geldi.
Ülkemizde bir darbe yapılmış ve darbeciler yalnızca yürütmeyi değil, yargıyı da ellerine geçirmişlerdi. Kendilerince kusur olarak gördükleri bazı davranışlara abartılı cezalar isteyerek davalar açılması yoluna gidilince bazı aydın ve sanatçılarımız kaçarak ülkeyi terk etmişlerdi. Cem karaca da onlardan biriydi. Ogün onu anlayamamıştım. Hatta “Hey gidi Cem Karaca, sen eller üzerinde tutulup omuzlarda taşınırken şimdi bu çadırlara mı düştün” diye de söylenmiştim. Onun hangi duygularla sevdiklerini bırakıp gurbet ellere kaçmak zorunda kaldığını şimdi, o filmi izledikten sonra daha iyi anlıyorum.
Genç futbolcu kardeşlerim belki de bu duyguları benden önce anlamışlardı.