Eskiye özlem bir neslin başına gelebilecek en kötü şeydir diye düşünüyorum. Ama ben eskiyi özlüyorum. Özellikle de bazı özel günlerde bu özlemi daha kuvvetli hissediyorum.
Birkaç gün önce mübarek ramazan ayını karşıladık. İnsanlara baktım; eskiden ramazan aylarında gördüğüm o huzuru ve dinginliği göremedim. Kimi görsem duruşlarında ve bakışlarında bir huzursuzluk hissettim. Ramazanın mutluluğunu sindire sindire yaşamak yerine sanki bayramın telaşına düşmüşler. Halbuki bayram Müslümanların en sevinçli günü değil mi?
Yokluk, yetmiyor bitmiyor endişesi insanlarda huzur bırakmamış. Şu sıralarda en büyük mutluluk belediyelerin kurdukları iftar sofraları. Oruç tutan da, tutmayan da, o sofralara gidip hiç değilse bir öğün karnını doyurabilmenin mutluluğunu yaşıyor.
Bu arada emekliler arasında en sık rastladığım muhabbet de bayram ikramiyeleri. Herkes umudunu o paralara bağlamış. Eğer yöneticilerimiz lütfedip iyi bir miktar belirlerlerse çocuğuna, torununa bir şeyler alabilme, bayramda harçlık verebilme umudu olacak.
***
Aslında ben bugünlerde hep eski Ramazanları yazardım. Eskiden Ramazan öncesi mahallenin varlıklı kişileri bir araya gelip fakirlerin bir listesini çıkarırlarmış. Sonra da herkes durumuna göre bu yoksulları aralarında paylaşırlarmış. Bazıları üç aile bazıları, beş, altı, on aile gibi pay edip ramazan ayı için kendi evlerine hangi masrafı alıyorlarsa üzerlerine aldıkları yoksul aileler için de aynı masrafı alırlarmış.
O zaman varsıl insanlar daha zarif ve görgülüymüş. Yaptıkları hayırın reklamını yapmaz, o erzakları gece gizlice yoksul ailelerin kapılarına bırakırlarmış. Yardım alan bu yardımın kimden geldiğini bilmez, sadece şükredip dua edermiş. Şimdilerde küçük bir koli dağıtan neredeyse kaşıkla verip sapıyla göz çıkaracak kadar reklam yapıyor.
Şimdiki belediye iftar sofraları yokmuş ama onun yerine yine varsıl insanların konaklarında iftar sofraları kurulur ve oraya misafir çağırılırmış. Kahyalar özellikle gariplerin bulunduğu mekanlara gidip oradan adeta yalvararak insanları sofralarına davet ederlermiş. Yemek sonunda bu misafirlere keseler içinde para da verilirmiş ki, buna “diş kirası” denirmiş. Ne büyük incelik değil mi?
Neyse, yine de Allah yardım sahiplerinden razı olsun. Hiç vermeyenler de var. Ramazan’da bir de fitre veriliyor. Doğrusu bunun için de dünyanın öteki ucundaki muhtaçlardan önce komşularımıza bakıp onların ihtiyaçları var mı diye düşünmemiz gerekir. Bir de binbir güçlükle okuyup topluma hayırlı hizmetler yapmayı hayal eden öğrencilerimiz var. Onları da unutmamak gerekir.
Son söz, Allah ibadetlerinizi ve hayırlarınızı kabul etsin. İnşallah böyle anlamlı günleri daha güzel ve rahat zamanlarda kutlamak nasip olur.