Artık neyin şaka, neyin ciddi olduğunu anlamadığımı düşünmeye başladım. Devletimizi yönetenler en yetkili ağızlardan konuşuyorlar.  Yoksulluğun belini kırmışız. Çok şükür, millet bolluk içinde yaşıyormuş. İşin ilginç tarafı, o kadar da güzel anlatıyorlar ki, ben kendi adıma; bu anlatılanlara kolayca inanıveriyorum. Belki de söylenenleri duymaktan mutlu olduğumdan, belki de inanmak istediğimden, bu söylenenlere inanmakta güçlük çekmiyorum.

Ancak; sonradan isteyip de alamadıklarımı, para bulup da harcayamadıklarımı düşününce gerçek dünyaya dönüyorum. Ülkemizde çöpleri karıştırıp rızk arayanlar varken, emekliler hayat pahalılığı nedeniyle yeniden iş bulup çalışma peşinde koşarken, emekli maaşları, hatta asgari ücret bile ev kirasını karşılamazken bolluktan, bereketten, refahtan söz etmenin inandırıcılığı var mıdır ki?..

***

Televizyonda bir gurbetçi ile söyleşi yapıyorlardı. Televizyonun adını söylemek istemiyorum. Yaşlı bir beyefendi aynen bizim iktidardaki yöneticilerimiz gibi konuşuyordu;

“Türkiye’de fukaralık varmış. Para yetmiyormuş. Ben yurt dışındayım, daha şimdiye kadar bir kere bile eşimle birlikte dışarıda yemek yemedim. Burada bakıyorum da, lokantalar dolu, millet lüks içinde yaşıyor… Türkiye’de yoksulluk yok. İsraf var, gösteriş var…”

Bekledim, “Almanlar bizi kıskanıyor” der mi diye de, işi oraya kadar vardırmadı. Röportajı yapan kişi bu beyefendiye senede kaç kere Türkiye’ye geldiğini sordu, iki kere geliyormuş. Uçak bileti de 500 Euro imiş.

Sevgili okuyucu, bu beyefendinin gurbetten gelince nereye ve nasıl bakıp da neleri gördüğünü bilmiyorum elbette. Ama bir şeyi göz ardı ettiği muhakkak. Türkiye’nin nüfusu 85 milyon civarında. Lokantaya gidip arada bir yemek yeme keyfini yaşayan ailelerin sayısı bu rakamın binde biri bile değil. Lokantaya gidenleri gören bu gurbetçi evde çocuklarının önüne bir tas çorbayı koyamayan aileleri göremiyor elbette. Çünkü oralara bakmıyor. Pazar yerinde akşamı bekleyip de atılan sebze ve meyveleri toplama çabasındaki garibanları da göremiyor. Çünkü o erkenden gidip pazardaki en taze meyve ve sebzeleri alıyor. Ne de olsa kazandığı bir Euro para burada neredeyse kırk lira yapıyor.

O kişiye ben de bir soru sormak isterdim. Madem ki Türkiye bolluk içinde, ne diye o cavur memleketinde yaşamaya devam ediyorlar ki? Alsın çoluk çocuğunu, vatanına dönüp buradaki bolluk ve bereketi yaşasın. Ezan seslerini dinleyip ibadetini de camilerimizde eda ederek ömrünün son günlerini huzur ve mutluluk içinde geçirsin.

Ama gelmez elbette. Çünkü Eurolar tatlı geliyor. Euro ile kazanıp Türk Lirası ile harcamak ve sonra da böyle ahkam kesmek ise daha tatlı geliyor.