Her ne kadar son günlerde bu konu iyice öne çıktıysa da, aslında aylardır ülkenin gündemi hep aynı oldu. Barış süreci, Öcalan’ın mesajı, Cumhur ittifakı-DEM ortaklığı…
Halkla konuştuğumuz zaman bu konuları düşünen de yok, konuşan da yok. “Yoksulluk ve yetmiyor” derdi öylesine güçlü bir şekilde hissediliyor ki, millet başka bir şey düşünemez oldu.
Şu anda Türkiye’nin öncelikli sorunu terör falan değildir. Türkiye üretim yeteneğini kaybetmiş, satarak ya da borç alarak yaşamını sürdüren bir ülkedir. Türkiye’de çalışanların büyük bir bölümü asgari ücretle çalışıyor ve aldıkları para ev kiralarıyla yarış halinde. Ne yazık ki bu insanlar ay sonunu getirmek için borçlanmak zorunda kalıyorlar.
Emeklilerin durumu ayrı bir yürek yarası. En düşük emekli aylığına yapılan zam ballandıra ballandıra anlatılıyor da, zamlı maaş yetmediği için eli kolu tutan emekliler çalışmaya devam etmek zorunda kalıyorlar.


Emekli maaşlarına haciz ya da bloke uygulanamazdı. Şimdi o da değişmiş. Artık banklara borcu olan emeklilerin maaşlarına bloke konup oradan tahsilat yapılabilecek.
Bu konu da beni tatmin etmedi. Ben yargıyı aynen matematik gibi pozitif bir uygulama olarak görürüm. Zaten o nedenle de yargı kararları için kesindir diyoruz. Ancak, emekliler için bu karar alınırken bir mutabakat olmamış. Karara imza koyan üyelerin bir kısmı muhalefet şerhi düşmüşler. Yani daha açık bir ifadeyle “böyle saçmalık olmaz” demişler. Ama orada da çoğunluk etkili olup emekliye bu cefa uygun görülmüş.


Yine başa döneceğim. Şu anda ülkenin öncelikli sorunu yoksulluktur. Türk halkı son yıllarda inanılmaz bir yoksulluk yaşamaktadır. Biz ne zaman fakirlikten söz etsek bir gurup hemen çıkıp deniz kenarlarındaki yoğunluktan, caddelerdeki lüks araçlardan söz ediyorlardı ya, artık o laflar da kesildi. Son benzin zamlarından sonra araç yoğunluğu azaldı. Yoğunluğun azalmadığı tek yol; Söke’de NOVADA Kavşağına bağlanan yollar. Ne yazık ki o basit kavşak düzenlemesi bile yapılmadığından uzun kuyruklar yaşanmaya devam ediyor.
Deniz kenarlarına da nazar değirdiler. Televizyonlarda izlediğimiz kadarıyla Bodrum esnafı kan ağlıyordu. Otellerde ve sahillerde doluluk oranları iyice azalmış. Yani bu örnekler artık gerçeği yansıtmayacak. Ama onlar söyleyecek bir laf mutlaka bulurlar. Tuzları kuru olanlardan korkarım. Hani ne demişler; tok açın halinden anlamaz, öyle değil mi?