Bizler doğayı koruyalım, geliştiremesek bile en azından devraldığımız şekliyle muhafaza edip bizden sonraki nesillere öyle devredelim diye çaba gösterirken devletimizin bazı yöneticileri adeta yok etme yarışına girmişler.
Yıllardır aynı şeyleri konuşuyoruz. Kaz dağlarında siyanürle altın aramalar, Latmos’ta maden şirketlerinin aç gözlülüğü ve doymak bilmeyen hırsları sonucu doğanın katledilmesi, Hasankeyf’te yapılan baraj nedeniyle tarih ve kültür mirasının yok edilmesi, eşsiz özelliklere sahip Salda Gölü, yine aynı kaderi paylaşan Trabzon’daki Uzungöl, Erzincan’ın İliç İlçesi’ndeki altın madeninde yaşanan ve birçok can kaybına neden olan toprak kayması aklımıza ilk gelen çevre katliamlarındandırlar.
Katliamı yapacak olanlar öncelikle o bölgede yer alan köylüleri ikna etmekle işe başlıyorlar. Bir kısmını bile ikna etmek onlara yetiyor. Çünkü iş vadiyle ya da topraklarına verilen değerinden yüksek fiyatlarla ikna edilen bu köylüler bir anda bu şirketlerin maşası olup diğerlerini ikna için çaba göstermeye başlıyorlar. Hatta bu işi kaba kuvvet kullanmaya kadar götürmeler bile yaşanıyor.
Bunun en canlı örneği de, yakınımızda Beşparmak Dağları üzerinde yer alan Çavdar’da yaşandı. Antik çağlardaki adı Latmos olan bu dağlar hem geçmişi geleceğe taşıyan eşsiz bir kültür mirasına, hem de devasa fıstık çamları, asırlık zeytin ağaçlarıyla türlü çeşit endemik bitkilere ve çeşitli hayvan türlerine ev sahipliği yapan bir doğa harikasına sahip olduğu halde hoyratça tahrip edilmektedir.
Sevgili okuyucu, altın değil, gümüş değil, ama yine de bir değeri var ki o dağlar tamamen ağaçsız bırakılıp kamyon kamyon taşınarak götürülen bu kaya parçaları ne yazık ki yalnızca bu günümüzü değil, geleceğimizi de götürüp yok ediyorlar.
Elbette ki köylüler toplu olarak tepki vermeseler, topraklarına sahip çıkmasalar bile bazı yerel kahramanlar çıkıp bu işe engel olmak için çaba gösteriyorlar. Çavdar’da bu çevre katliamına dur diyen, madencilere karşı savaş açan ve yanına aldığı gönüllü çevre örgütleriyle birlikte önemli sonuçlar da elde eden İhsan Karagöz benim gurur duyduğum bir örnektir. İlk öğretmenlik yılımda ilk öğrencilerimden biriydi ve aradan geçen elli yılın sonunda benim gurur vesilem olmuştur.
Madencilere karşı verdiği kavgada bazen kendi köylüleriyle bile ters düşüp kavgalar etmiş, dayaklar yemiş, hatta yargı önünde mahkumiyet yaşayıp cezalar bile ödemiştir. Ama davasından geri adım atmamıştır.
Şu anda Beşparmak Dağları’nı çöle çeviren bu maden şirketlerinin yapmış olduğu katliamların sonuçları uzaydan bile görünüp görüntülenmektedir. Zümrüt gibi dağlar adeta bir çöle dönmüştür. .Şimdiye kadar nasıl ruhsat almışlardır, bunlara izin veren kişilerin hiç mi vicdanları yoktur, anlamak mümkün değil. İnanın insan bakmaya bile dayanamıyor. Bu madenlere ÇED raporu ya da ÇED gerekli değildir raporu verenlerin bu çalışmaların çevreye olumsuz etkileri olmayacağı sonucuna nasıl vardıklarının hesabını vermeleri gerekmez mi?
Umarım bu hesap bir gün mutlaka sorulur.
Önümüzdeki günlerde zaman zaman bu konuyu huzurlarınıza getirmeye devam edeceğim. Yasalaşmakta olan zeytinliklerin katliamına izin verecek yasayla da ilgili söyleyeceklerim de olacaktır.