Dün ülkemizdeki bazı çevre felaketlerinden söz ederken özellikle insan eliyle çevreye verilen zararları dile getirmeye çalıştım. Daha önceleri de bu konuları sıkça yazıyordum ama, artık bana da bir usanma gelmişti. Çünkü hiçbir olumlu tepki gelmiyordu.
Mecliste görüşülen torba yasada zeytinliklerin madencilere kurban edilmesi de olunca yeniden yazma ihtiyacı hissettim. Ben bu yazıyı yazarken 21 maddelik bu kanunun 11 maddesi komisyonda kabul edilmişti. Görüşmeler sırasında yasayı protesto eden köylülerin açlık grevi de başta olmak üzere seslerini duyurmak için yaptıkları bütün eylemler ne yazık ki bazı vekilleri kararlarından çevirmedi. Onlar kendilerine ne söylendiyse ona uygun davranmaya devam ettiler. Beni en fazla etkileyen ve de üzen Sayın Mustafa Varank’ın sözleri oldu.
Sevgili okuyucu, bizler devlet büyüklerimize inanmaya çok hevesliyiz. Özellikle söyledikleri güzel sözlere, verdikleri tatlı müjdelere düşünmeden inanıyoruz. Bunlara inanmamak sanki vatana ihanet gibi geliyor. Bilhassa seçim önceleri Gabar’da bulunan petrol, Karadeniz’de bulunan doğal gaz yedi ceddimize yetecek kadar çoktu. Yani Allah Türk milletine “yürü ya kulum” demişti. Artık hiçbir ülkeye enerji bağımlılığımız olmayacak, kendi kaynaklarımız bize fazlasıyla yetecekti. Hatta Karadeniz doğal gazını devreye almak için tören bile düzenlenmiş, faturaların devlet tarafından ödenmesi söz konusu olmuştu.
Halbuki son olaylarda, yani kömür kazıp elektrik üretmek için zeytin ağaçlarını feda edecek olan yasayı çıkarma çalışmalarında kulaklarımıza inanmayacağımız laflar edilmiş.
21 maddeden oluşan ve yasalaşan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik etmeyi ve yerli kömür santrallerinin ham madde sorunlarını çözmeyi amaçlıyor.
Yalnız kömür madeninin yenilenebilir tarafını anlayamadığımı söylemek isterim.
Son söz; Yıllar önce Yatağan kömür santralinin önünden geçerken havaya bıraktığı kirliliği görmüştüm. Yatağan’da yaşayanlar büyük bir tehdit altındaydı. Şimdi de farklı olduğunu sanmıyorum. Bazen çaresizlikten istemediğimiz kararlar alıp istemediğimiz uygulamaları gerçekleştirebiliriz. Ancak, burada durum farklı. 23 yıllık bir iktidardan söz ediyoruz. Neredeyse Türkiye’nin son çeyrek asırlık kararlarını tek başına almış, ülkeyi geleceğe tek başına hazırlamış bir iktidardan söz ediyoruz. İnadına yasa çıkarılmaz. Bu işe mutlaka bir çözüm bulup önlemler geliştirebilmeliydiler.
Çözüm kesinlikle zeytin ağaçlarının yok edilmesi değil. Bunu düşünmek bile akıl alır bir iş değil.