Biz bu Suriye’den hep çektik. Hani halk arasında yaygın kullanılan bir söz var; “ev alma komşu al” diye… Ama ne yazık ki devletler arasında komşunuzu seçemiyorsunuz. Bazen böyle kötü niyetlileri çıkıp sizi sürekli tedirgin edebiliyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana Suriye bize hep hasım olmuştur. Kendisi bağımsız ülke bile değilken İngilizlerin maşalığını yapıp Hatay için hak iddiasında bulunmuşlardı. Hatta Gazi Mustafa Kemal Atatürk hasta yatağından “çizmemi giydirmesinler” şeklinde tepkisini gösterince seslerini kesmişlerdi ama uslanmadılar. Yıllarca Hatay’ı haritalarında kendi ülke toprakları olarak göstermeye devam ettiler.
Dünyanın başına dert olan terörist devletler İngiltere ve Amerika’nın besleyip büyüttüğü terör örgütüyle Türkiye’nin hem iç huzurunu tehdit edip, hem de kaynaklarını telef ederken Suriye de sıkışan terör örgütü elebaşısını kendi topraklarında misafir edip korumaktan utanmamıştır. Yani ne komşuluk ilişkileri ne de din kardeşliği bu kötü niyetli davranışa engel olmamıştır.
***
Biz de elbette çok hatalar yaptık. Onların bütün düşmanca tutumlarına karşılık hep dostluk mesajları vererek bir anlamda kendilerini cesaretlendirdik. Nihayet kararlı durup teröristi isteyince de teslim aldık. Mahkemelerimiz yargılayıp bu terörist başını idama mahkum etti de nasıl olduysa bu ceza müebbete çevrildi. Biz de geçmişi unutup Suriye ile yeniden kardeş olduk. Hatta ülkemiz yöneticileri Suriye yönetimini elinde bulunduran Beşar Esat ile ailecek görüşüp dostluk mesajları yayınladılar.
Bu da uzun sürmedi. Suriye tekrar karıştı. Milyonlarca Suriyeli kendi devlet yönetiminden kaçıp ülkemize sığındı. Sınırlarımız adeta yol geçen hanına döndü. Gelen kaçkınlar ülkemizde itibar görüp devletin bütün imkanlarından yararlandılar. Öyle ki, kendi halkımızdan esirgenenler bile onlara sunuldu. Konut sahibi oldular, mekan açtılar… Hiçbir şey olmayanlara da devlet sahip çıkıp geçinecek parayı verdi.
Ne de olsa zulümden kaçan din kardeşlerimizdi. Bir de “muhacir-ensar” benzetmesi yapılarak bizi adeta ev sahibi olmaya zorladılar.
İşledikleri hırsızlık, sapıklık, gasp ve hatta cinayet gibi suçları saymıyorum bile. Ne yaparlarsa yapsınlar, itibarlarında bir zedelenme yaşanmadı.
***
Sevgili okuyucu, bizler zaten rahat uykularda yatabilen bir durumlarda değildik. Kırk yıldır ülkemizin başına dert edilen terör örgütü cana ve mala zarar vermeye devam ediyordu. Bir de bu ne olduğu belirsiz kaçkınlar ortaya çıkmıştı.
Devletimizin bütün iyi niyetiyle ortaya koyduğu barış süreci de ne yazık ki terör örgütü tarafından istismar edilip silahlı mücadele kesintiye uğramışken hem yaralarını sarıp hem de yeni militan devşirme ve eğitme fırsatı buldular. Olayı anlayıp da bu kötü niyetli davranışlara engel olmamız gerektiğini anladığımızda yine pek çok şehit vererek sonuç alabilmiştik.
Son söz; elbette ki bu süreçle ilgili söyleyecek pek çok söz var. Ben çok kısa bir özet geçtim. Çünkü şu anda yaşamakta olduklarımız da en azından yaşadıklarımız kadar endişe verici.
Suriye’de diktatör devrilip başka ülkeye kaçmasına ve yeni bir yönetim oluşmasına rağmen gelen kaçkınlar ülkelerine dönmüyor. Sevinçle ve coşkuyla karşıladığımız yeni Suriye Hükümeti de bize pek sıcak bakmıyor. Onlar Amerika ve İsrail’in güdümünde devlet olabileceklerine inanmış görünüyorlar.
Biz de yeni bir açılım sürecinin başlangıcında gibi görünüyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin.