Önceki yazımda Sofular’da meydana getirileceği ifade edilen kül depolama alanından söz ederek bu konuda bazı gazetecilerin ve de Latmos Platformunun hassasiyetinden söz etmiştim. 220 dönümlük alanda yapılacağı söylenen bu depolama yatırımının çevreye vereceği zararları dile getirirken binlerce dönümlük alanlarda ağaçları söküp adeta yeşile savaş açan maden şirketlerine karşı da aynı hassasiyeti görmek istediğimizi ifade etmiştim. Söke ve çevresinin oksijen üretim merkezi olan o zümrüt gibi dağlarımızı çölleştiren maden şirketlerini görmezden gelip de sadece Sofular’ı gündeme taşımak çok da samimi gelmiyor.
Ayrıca benim defalarca dile getirdiğim çimento fabrikası meselemiz de var. Bazıları için bunun ne kadar mesele olduğunu bilemem de, benim için çok büyük bir mesele olduğunu söylemek isterim.
1964 yılında faaliyete geçen bu fabrika geçtiğimiz yıllarda kapasitesini dört katına çıkardı. Öyle ki, karşıki dağlardan yarım asırdır kamyonlarla taşınan taş ve kaya hammaddeleri artık yetersiz kalınca ülkemizin en işlek yollarından birinin de üzerinden geçen taşıma hattıyla taşları çekmeye başladılar. Daha önce defalarca ifade ettim; o taşlar için yıllardır sayısız dinamitler patlatıldı ve de patlatılmaya devam ediyor. Koskoca dağ adeta yok edilmeye çalışılıyor. Patlatılan her dinamitin yer altında hangi hareketlere neden olduğunu, nasıl tehditleri oluşturduğunu bilemiyoruz. Zaten fay hattında olan kentimiz belki de büyük bir deprem felaketine itiliyor.
Geçtiğimiz aylarda Sazlı ile Argavlı arasında meydana gelen bir doğa olayında yol bir süre trafiğe kapatılmış, dağın çamuru asfalta sıvanmıştı. Basın bunu yağmurun neden olduğu bir heyelan olarak haber yapmıştı. Nedenleri üzerinde de hiç durulmamıştı.
Sevgili okuyucu, heyelan dağın yüzeyinde meydana gelir. Yağmur sularının dik bayırlardaki toprağı aşağılara sürüklemesiyle oluşur. Burada ise çok farklı bir durum vardı. Sular adeta yamaçta açılmış bir kovuktan fışkırıyordu. Belli ki; patlatılan dinamitler yer altında çatlaklar oluşturmuş. Yağan yağmurla bu çatlaklarda biriken sular da yüzeyde zayıf bir bölümü patlatıp taş ve toprakla birlikte dışarı püskürmüştü.
Daha önce de defalarca ifade ettim; çimento fabrikasının püskürttüğü tozları doğrudan soluyan yurttaşlarımız var. Özellikle Sazlı Mahallemizle birlikte Söke’nin merkez mahalleleri olan Atatürk ve Fevzi Paşa Mahalleleri sürekli bir tehdit altındalar.
Bu çimento tozları tarım alanlarına da zarar vermektedir. Çevredeki zeytin ağaçları ve meyve bahçeleri üzerinde doğrudan zararı vardır.
Son söz; bunlar hiç dile getirilmiyor. Eğer bunlar unutulur ya da unutturulursa bundan sonra yapılacak eleştiriler ve de verilecek tepkiler de bir kıymet ifade etmez. Bir süre konuşulup unutulur.
Sofular’a gidene kadar Söke’nin dibindeki çimento fabrikasını konuşmak gerekir. Aksi halde ben yapılan protestoların samimiyetinden kuşku duyarım.

























