Ekonomiden Sorumlu Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek Türkiye Büyük Millet Meclisi Bütçe ve Plan Komisyonunda 2026 yılı bütçesini savunurken zor anlar yaşadı. Kendi bütçesini savunmakta acze düştü. Elbette ki ülkenin bütçesi hepimizi yakından ilgilendiriyor. O bütçedeki rakamlar bu ülke insanlarının yarattığı değerler ve de ödediği vergilerle oluşuyor. Gerçekçi ve de sonuç verici olması ülke insanı için önemlidir.
Elbette ki ülkemizi yöneten büyüklerimiz kadar konulara vakıf değiliz. Ama ailelerde de durum böyle değil midir? Baba kazancına göre bütçesini yapıp harcarken, aile halkı sadece ihtiyaçlarını ifade eder. O ihtiyaçların temini babanın sorumluluğudur. Devlet yönetiminde de benzer bir anlayışı yaşıyoruz. Bu ülke insanının samimi anlayışı devletin baba olduğu yönündedir. Bu nedenle de çiftçisi, memuru, esnafı, emeklisi gözünü devlet babaya dikmiş ihtiyaçlarının giderilmesini bekliyorlar.
Bu ihtiyaçların bazıları elbette ki daha iyi bir yaşam kalitesini yakalayabilmek içindir. Başka ülke insanlarının sahip olduklarına bizler de sahip olmak istiyoruz. Bu ülkede yaşayan bütün yurttaşlar devletin has evladıdır ya da öyle olmalıdır. Bu nedenle de gelir dağılımındaki adaletin vicdanları rahat ettirecek sonuçlar sağlamasını istiyoruz.


Sevgili okuyucu, öncelikle bu ülkenin asli gelir kaynaklarının ne olacağı konusunda bir karar vermemiz gerekir. Elbette ki kendi endüstrimizi kuracağız. Özellikle hayati önemdeki bazı sanayi ürünlerini kendimiz üreteceğiz. Ama asıl olanın bu coğrafyada, bu mümbit topraklarda tarımsal çalışmalar olduğunu unutmamak gerekir.
Avrupa’nın orta yerinde, bizim bir ilimiz kadar toprağa sahip olan Hollanda, milli gelirinin önemli bir bölümünü tarımdan elde ederken hiçbir komplekse girmiyor. Hatta kendilerinin dışında başka ülkeleri bile doyurabilme becerisine ulaştıkları için gurur duyuyorlar.
Bizim ülkemizde ise tarım adeta üvey evlat durumundadır. Hem ziraat hem de hayvancılık olması gereken verimliliğin çok uzağındadır. Halbuki tarım uygulamalarındaki verimlilik hem halkın refahı, hem de devletin bütçesinde rahatlama olarak sonuç verecektir.
Sevgili okuyucu, bizim Kolombiya’dan, ya da Arjantin’den canlı hayvan ithal etmemizin mantığını açıklayabilecek var mı? Bu ülkede neden hayvan yetiştiriciliği sürekli geriledi ve neredeyse bitme noktasına geldi? Üreticiler yem fiyatlarının pahalılığından şikayet ederek üretimden çekiliyorlar. Neden bu yemler pahalı satılıyor?
İşte bir sanayi toplumu olacaksak işe tarımda üretimi destekleyen sanayi ürünleriyle başlamalıyız. Yem fabrikaları kurulup besicilere ucuz yem temin edilmeli.
Ben yurt dışındayken oralarda sütün perakende fiyatı bugünkü kurlarla litresi 15-20 liralar seviyesindeydi. Bizde üretici bile bundan daha yüksek fiyatlar olmazsa üretimden çekiliyor. Çünkü burada da yem fiyatları yüksek ve verilen emek de düşünülürse iş yapılabilir olmaktan çıkıyor.
Hayvancılık böyle de tarımın bir başka kolu olan ziraat farklı mı? Çiftçimiz litresi elli lirayı aşan fiyatlarla mazot alıp tarla sürüyor. Gübre fiyatları alıp başını giderken sebzecilikte ata tohumları terk edilip İsrail’den bile domates tohumu alma durumları meydana gelmiş. Hem de tekrar ekimi mümkün olmayan kısır tohumlara, olmayan dövizlerimizi vermişiz.
Son söz; ben ekonomiden anlamam. Evimin bütçesini bile yönetmekte zorluk çeken biriyim. Ama Sayın Maliye Bakanımız anlaşılmaz uygulamalarıyla beni bile ekonomist yaptı da ekonomi konusunda düşünce beyan ediyorum.
Konunun ana fikri; ülke ekonomisi ile aile ekonomisi arasında mantıksal olarak tam bir benzerlik vardır. Önemli olan gelirlerin giderleri karşılamasıdır. Ailede bunu çocukların harçlık ve ihtiyaçlarından keserek sağlarsanız huzursuzluk ve mutsuzluk başlar. Devletin ekonomisinde de yükü vatandaşa yükleyip, denkliği de vergileri arttırıp ihtiyaçları kısarak sağlamaya kalkışmak aynı sonuçları verir.
Her ne kadar rızkın onda dokuzu ticarette de olsa bir şeyler alırken satacak ürününüz de olmalı, öyle değil mi?
Ben “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü hiç sevmiyorum.