Ben bazı dostlarımızın çevre hassasiyetini gerçekten de takdir ediyorum ama işin aslını öğrenmeden yapılan muhalefete de şaşıyorum. Zaman zaman kendimi sorgulayıp “acaba” dediğim bile oluyor ama yine de onlara hak veremiyorum..
Bakınız, bir tarafta başta bereketin sembolü olan zeytin ağaçları ve de fıstık çamları sökülüp zümrüt gibi ormanlar çöl haline getirilirken seslerini çıkarmayanlar söz konusu jeotermal olunca hemen çevreci kesiliyorlar.
Jeotermal bu ülkenin ve de bölgemizin zenginliğidir. Allah’ın bize bir lütfudur. Üstelik de doğru kullanıldığı zaman çevreci dostlarımızın iddia ettiği gibi zararları da söz konusu değildir. Bakınız, kentimizin hemen yanında kurulu olan çimento fabrikası kadar bile zararı yoktur.
***
Sevgili okuyucu, bundan on yıl kadar önce bu jeotermal işine ben de kafayı takmıştım. Yazılanlardan ve konuşulanlardan ister istemez etkileniyoruz. Çünkü anlı şanlı vekillerimiz bile çıkıp bu konuda toplantılar yapıyorlar ve düşünce beyan ediyorlar. Etkilenmemek mümkün mü?.. Ancak; o vekiller de dahil olmak üzere, jeotermale eleştiri getiren ve adeta tarımı öldüreceğini iddia eden kişiler ne Latmos’ta yaşanan doğa katliamına, ne çimento fabrikasının havaya ve suya verdiği telafisi imkansız zararlar dışında koca dağı bitirip gelecekte Söke’nin iklimine tarifsiz zararlar verme olasılığına, ne de “milyarderler gelip milyarlar bırakacaklar” diyerek bizi uyutup golf tesislerine izin vererek Söke’nin temiz sularının hem çalınmasına hem de kirletilmesine göz yumanlara tek bir eleştiri getirmiyorlar.
Yukarıda ifade ettiğim gibi, on yıl kadar önce jeotermale ilgi duyup incelemeye karar verdim. Germencik’te bir şirketin yetkilileriyle iletişim kurdum. Onların işletmelerini gezip dolaştım. Bu arada jeotermal enerjinin kaynağı olan sıcak suyun çıkarıldığı noktadan enerji üretilen tesislere kadar olan güzergahını da inceledim. Suyun taşınma hattı altındaki bazı incir ağaçlarında yaprakların sarardığını gördüm de başka bir sıkıntı tespit edemedim.
***
Aslında jeotermal enerji doğru uygulamalar yapıldığı zaman doğaya hiçbir zararı olmayan en temiz enerjidir. Üstelik, sürekli olarak kendini yenileme özelliği nedeniyle sürekli olan yani bitip tükenmeyen bir kaynaktır.
Yer altından 140-160 derece sıcaklıktaki su, borular marifetiyle alınıp tesislere taşınır ve burada ısısı alınarak 80-90 derecelere düşürülüp tekrar yer altına verilir. Yani jeotermal su yer yüzünü görmez. Bu nedenle de toprağa, havaya ve suya bir zararı söz konusu değildir. Şirketler bu suyu geri enjekte etmeye bir anlamda zorunludurlar. Bu onların iyi niyetiyle alakalı değildir. Suyu geri bırakarak bir anlamda kendi sermayelerini korurlar. Çünkü geri verilen su zaten belli bir sıcaklıkta olduğundan çabucak ısınıp yeniden verimli hale gelir.
Burada bir tek sıkıntıdan söz edebiliriz. Sondaj aşamasında bulunan jeotermalin rezervini ve debisini tam olarak hesaplayabilmek için en az 2-3 gün akması gerekir. Aslında bunun için sondaj havuzları gerekir de, bu konuda ihmaller olabiliyor. Havuz yapmak yerine suyu ırmaklara ya da araziye boşaltabiliyorlar. Devlet bu konuyu denetlerse sorunsuz bir enerji kaynağına sahip oluruz.
Petrol kadar yararlı, petrolden temiz ve de bitmeyen bir kaynak…



