Aslında yerelde kalmak ve yerelin dışında yaşananları yorumlamaktan kaçınmak istiyordum. Kendi evinin önünü süpüremeyen bir kimse mahalleyi ya da kenti nasıl süpürecek, öyle değil mi?.. Ancak; bazen öyle olmuyor. Duyduklarınızı ve gördüklerinizi zorunlu olarak düşünüyorsunuz ve yazmak istiyorsunuz.
Son günlerde medyada yoğun bir şekilde dile getirilen konu, sahte diplomalar oldu. Doktorundan mühendisine, avukatından hakimine ve de öğretmenine kadar her iş kolunda sahte diplomalar söz konusuymuş. İlginç olan da nedir biliyor musunuz? Artık bu işlere şaşırmıyoruz.
Bu durum bundan yıllarca önce, yani siyasilerimizin tanımıyla, “eski Türkiye’de” gerçekleşseydi çok şaşırırdık. Öfkemiz tavan yapardı. Devlet büyüklerimizin dediği gibi; neredeeeen nereye…
Şimdi orta yaşın altındaki doktorlara muayene olurken güven sorunu yaşamayacak mıyız? Tedavinin bir ayağı da hekim ile hasta arasındaki güven değil midir?
Binalar yapıyoruz, altı şiddetindeki depremde bile çöküyorlar. Onlarca hatta yüzlerce can kaybı sonrası kabahati işin fıtratına yükleyip yola devam ediyoruz. Yani “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” halleri… Bazen binayı yapan müteahhitlerin yargılandığı da oluyor ama ceza alanları hiç duydunuz mu? Mühendislere zaten bir laf söylenmiyor. Bu kadar can kaybının yaşandığı bir ülkede hapishaneler dolup taşmalı değil miydi?..
Yapılan yollarda senesine varmadan çökükler başlıyor. Yine fıtrat deyip geçiştiriyoruz da nedenlerini hiç sorgulamıyoruz. İnsan ister istemez düşünüyor; acaba bu mühendislerin diploması nereden? Gerçek bir eğitim kurumundan mı alınmış, yoksa sahte olarak mı düzenlenmiş?
Bu ülkede öğretmenlere yapılan bir zulüm olduğunu düşünüyorum. Bir insan ne diye yüksek tahsil yapar; eğitimiyle ilgili bir iş kolunda çalışmak için, öyle değil mi? Bizde ne yazık ki sayıları milyonlara varan atanamamış öğretmenler var. Madem ihtiyaç yok da, bu kadar eğitim fakültesini ne diye açıyorsunuz? Günah değil mi bu çocukların emeklerine ve hayallerine? Günah değil mi o ailelerin yaptığı masraflara ve de beslediği umutlara?..
Madem öğretmen açığı var ve sözleşmeli öğretmen istihdam ediyorsunuz da, ne diye açık olan dallara atama yapmıyorsunuz?
Tabi burada da en önemli soru şimdi ortaya çıkıyor. Mevcut atanmış öğretmenler arasında diploması sahte olanlar da var mı? Eğer var ise, bu kişiler, bu kişilere sahte diploma düzenleyen kişiler ve de sahte diplomalıların atamasını gerçekleştiren kişiler gerçek diplomalı öğretmenlerimizin haklarına girmiyor mu?
Son söz; şu anda sayısını tahmin bile edemeyeceğimiz çoklukta sahte diplomalı kişi belki de devletimizin en kilit noktalarında görev yapıyorlar. Hal böyleyken bizim yataklarımızda huzur içinde uyumamız mümkün mü?