Ben bu kenti çok seviyorum. Hem ülkemizin, hem de Avrupa’nın pek çok yerinde bulundum. Gerçekten de hem çağdaş kentler gördüm, hem de doğanın kucağında tertemiz bakir köylerde yaşadım. Ama hep Söke’yi özledim. Doğup büyüdüğüm bu kent benim için bir tutku, bir sevda gibiydi. İşte sırf bu nedenle bu kadar kötü yönetilmesine ve de adeta ihmal edilmesine tahammül edemiyorum.
Söke halkı uysal ve uyumlu insanlardır. Bu kentte doğup büyüyenler de, dışarıdan gelip Söke’ye yerleşen hemşerilerimiz de yaşadığımız bu şehrin taşına toprağına, havasına suyuna saygı gösterip daha iyiye ve güzele gitmesi için çaba harcarlar. Hiçbir şey yapamasalar da temenni edip dualarda bulunurlar.
Söke ne yazık ki son yıllarda hiç olmadığı kadar kötü yönetildi ve çok ihmal edildi. İktidar partisi temsilcileri yıllar içinde Söke’nin ihtiyaçlarına hep kulak tıkadılar. Pamuğun başkenti dediler, pamukçuya kan ağlattılar. Söke Çayı ıslahI dediler, pislik içinde leş kokuları yayan bir ucube yarattılar. Tek yaptıkları iş, bir futbol sahası düzenlemesi ve de kapalı spor salonu. Yani sürekli fakirleşen ve de sağlık sorunları artan hemşerilerimize en iyi gelecek yatırım da, spor olsa gerek. Halkımızın ihtiyaçlarını ne güzel tespit ediyorlar. Bu harika fikirlerin ve uygulamaların sahibi Sökeli olup da İzmir’de yaşayan emekli milletvekilimiz. Onun bir hizmeti daha var da, henüz tamamlanmadı. Önce Kuşadası yolunda deyip sonra Akçakonak’ta karar kıldığı, dağ başına yapılmakta olan TOKİ evleri…
Zaten Ak Parti’nin Söke’ye bakış açısı böyle. İzmir’de yaşayan bir kişi milletvekili yapılıyor. İncirliova’da yaşayan bir başkası da meclis üyesi. Hükümet Söke’nin sorunlarına neden yabancı, belli değil mi?..
Şimdi bir de hastane muhabbeti var. Yeni hastane yapılıyormuş. İşte iddia ediyorum; o hastane belki başlar, ama bitirilemez. En azından konuyu gündeme taşıyan il başkanı ve de milletvekili bu hastanenin bittiğini göremez.
Söke’ye pamuğun başkenti demiştik. Bu sene pamuk üreticisi susuzluk nedeniyle panik halinde. Yıllar önce bir Sarıçay Barajı projesi ortaya atılmıştı. Bir de Beşparmak Barajı… Bu ikincisi, yani Beşparmak Barajı artık konuşulmuyor da, Sarıçay Barajı da bir türlü tamamlanamıyor. Sarıçay, Söke, Kuşadası ve Davutlar’a içme suyu sağlarken Beşparmak da Didim ve Akbük’ün su ihtiyacını karşılayacaktı. Elbette ki ova sulamasına da katkıları olacaktı.
Barajlar ortada yok. Daha doğrusu sadece Sarıçay Barajı’nın inşaatı on yıldır sürüyor gibi…
Bu sene Kemer Barajından Söke Ovası’na verilen su adeta sadaka gibi. Böyle çiftçilik yapılır mı? Üreticide üretme zevki ve hevesi kalır mı? Üretmeden bu ülkenin ve milletin ihtiyaçları nasıl karşılanacak?
Birkaç söz de Söke Belediyesi için söylemek gerekirse; Söke hiçbir dönemde bu kadar kötü yönetilmedi diyeceğim. Başkan ve belediye meclisinin başarıyla gerçekleştirdikleri tek iş mülk satışları oldu. Başkan ve arkadaşları gelir yaratmada oldukça kararlı davranıyor. Gerek emlak vergilerinde, gerekse katı atık paralarında sanırım Aydın’da en yüksek vergileri ödüyoruz. Bu konuda hiç insafı yok. Vatandaş neredeyse kira öder gibi çöp parası ödeyecek. Bu kadar para vermeye hiç olmazsa temiz bir kentte yaşasak… Şu anda Söke bir açık hava çöplüğü gibi.
Büyükşehir de farklı değil. Tek hizmeti Söke’ye şebeke suyu sağlamak olan BŞB bunu da düzenli yapamıyor. Sular her gün kesiliyor ve geldiğinde bir süre çamurlu akıyor. Biz o çamurlu sulara da para ödüyoruz.
Neyse, bugünlük bu kadar yeter diyelim.