Maliye bakanımız pembe tablolar çizip ekonomi ile ilgili olumlu beklentiler içinde olduğunu ifade ediyor. Geçtiğimiz gün bir dostumuzla konuştum; pazarda pırasanın kırk liradan satıldığını, zaten daha ucuza da bir şey bulmanın imkanı olmadığını söyledi.
Bana göre ülkemizin ekonomisi iyi değil ve iyiye doğru gittiğine de inanmıyorum. Ortada bir sorun var ve ekonomiden sorumlu olan yöneticilerimiz bu sorunun varlığını kabul etmiyorlar. Halbuki bir sorunun giderilmesi için önce o sorunun varlığını kabullenmek gerekir.
Aynı ülkede yaşıyoruz. Bu ülkenin üç farklı otoritesi enflasyon oranlarını çok farklı olarak açıklıyorlar, bundan daha saçma bir şey olabilir mi?
ENAG TÜİK’in iki katı enflasyon rakamı açıklıyor. İTO ikisinin arasını bulmaya çalışır gibi… Bu durumda bizler halk olarak enflasyonla ilgili yapılan açıklamalara inanabilir miyiz? Bu üç kurumdan en az ikisi yalan söylüyor. Hatta belki de üçü birden yalancı.
Bize matematiğin müspet bir ilim olduğu öğretildi. Yani iki kere iki her zaman dört eder. Bunların rakamları niye farklı çıkıyorsa…
***
Sevgili okuyucu, bir ülkenin ekonomisi ile bir ailenin ekonomisi arasında benzerlikler vardır. İlla ki gelir ve gider dengesinin kurulması gerekir. Aile reisi kazancından fazlasını harcarsa borçlanır ve batar. Ülkeler de ürettiğinden fazlasını tüketir ve üretmeden refah içinde yaşamaya heves ederse batar. Bunu bilmek için ekonomist olmaya gerek yok ki…
Son zamanlarda ülke insanı olarak terlemeden kazanmaya, üretmeden harcamaya alıştırıldık. Lüks ve şatafat içinde yaşamayı itibar vesilesi saydık. Sonuç olarak halkın büyük bölümü borç batağında çırpınırken başta devletimizin maliyesi olmak üzere bazı kurumlar dahi borçlarını çeviremez hale geldiler. Örnek olarak Söke Belediyesini vereyim. 2025 yılı bütçesinde bir lira bile yatırıma ayrılmış para yok. Borç ödemeye ayrılan bir kaynak da yok. Ama 50 milyon lira yeni borç alma ve 150 milyon liralık da mülk satma kalemleri var. Sonra da bilbordlara Belediye Başkanının fotoğrafıyla reklamlar veriliyor:
“Daha güçlü bir Söke için çalışıyoruz.”
Sevsinler sizin çalışmanızı. Bu bütçeyle siz daha borçlu ve daha fakir bir Söke için çalışıyorsunuz.
***
Devletimizin maliyesi de farklı değil.
Bir ülkenin ana gelir kaynakları dış satımla sağlanır. Tarım ürünlerini satarsınız. Sanayi ürünlerini satarsınız. Teknoloji satarsınız. Ya da hizmet satarsınız.
Biz bunların hangisinde başarılıyız ki?..
Tarımda kendi kendine yeten birkaç ülkeden biriyken ve de dünyaya tarım ürünleri satabiliyorken şu anda başta buğday ve pamuk olmak üzere meyve ve sebzeye kadar her şeyi satın alıyoruz. Şimdi de Güney Amerika’dan canlı hayvan ithalatı söz konusu.
Sanayi ürünlerimizi ihraç ederek para kazanabiliyor muyuz?
Var olan sanayimizin büyük bölümü montaj işi yapıyor. Ambalajında “Türkiye’de üretildi” yazan makarnaların bile pek çoğu yabancılara ait fabrikalarda üretiliyorlar.
Dışarıya ihracını yapabileceğimiz bir teknolojimiz de yok. Biz fakir bir ülkeyiz ve giderek daha da fakirleşiyoruz.
Devletimizin tek gelir kalemi vergiler ve başka bir gelir kaynağı yaratacak yeteneğimiz de olmadığından daha fazla vergi salmanın ve de mülk satmanın gayreti içinde oluyoruz.
Bu konulara devam edeceğim.