Kendi ülkenizde bir şehirden başka bir şehre gittiğinizde bile yabancılık çekersiniz. Hele ki oralarda yerleşiyor ya da en azından uzunca bir süre kalmanız gerekiyorsa bu yabancılık daha da sıkıntılı ve üzücü geçer. Gurbette yaşamak insanı yorar. Gündüzleri çalışırken neyse de, özellikle gece yatağınıza yattığınızda memleket gelip hayallerinize kurulur. Sevdikleriniz gözlerinizin önünden geçer ve dayanılmaz bir özlem kaplar içinizi.
On sene Almanya’da yaşadım. Yaklaşık yirmi yıl da meslek gereği Türkiye’nin çeşitli coğrafyalarında görev yaptım. Belki de şanslıydım, çünkü hep iyi insanlarla karşılaştım. Hiç kimseden bir olumsuz tepki görmedim. Buna rağmen gurbetin çok yorucu ve yıpratıcı olduğunu söylemek isterim.


***
Almanya’da aslında yabancıları sevmezler. Yalnızca Türkleri değil, diğer ülkelerden gelen yabancıları da sevmezler. Onlar kendilerine aşık bir millettir. Ülkelerinde yaşayan yabancılara “misafir işçi” derler ama hiç de misafire davranır gibi davranmazlar. Her zaman hata yapmaya müsait insanlar olarak görürler. Bunu da belli etmekten çekinmezler.
Elbette ki kendileri de hata yaparlar. Zaten insanoğlu hatasız değildir de, kendi hatalarının ya farkına varmazlar, ya da hoşgörüyle karşılarlar. Ancak; bir yabancı hata yaptığı zaman hemen başlarını iki yana sallayıp “başka ülkeler ve başka insanlar” diye söylenerek eleştirmeye başlarlar.
Orada yabancılar ikinci sınıf insanlardır. Çok özel durumlarda yabancılarla dostluk ve arkadaşlık kuran Almanlar elbette vardır. Ama bunların sayısı da o kadar azdır ki… Dostluk kurdukları yabancılar Alman komşularıyla uyum içinde yaşayan, sisteme saygılı, kurallara ve yasalara Almanlardan bile daha fazla uyum gösteren ve gerek iş hayatında, gerekse de sosyal hayatta oldukça başarılı olan insanlardır.
Alman devlet görevlileri de aynı şekilde, yabancılara karşı sıfır toleransla davranırlar. Her vesileyle kendilerine yabancı bir ülkenin topraklarında yaşadıklarını, buradaki ikametlerinin geçici olduğunu, bir gün mutlaka kendi ülkelerine dönmeleri gerektiği hatırlatılır ya da en azından hissettirirler.
***
Çalıştığım firmada işyeri işçi temsilcisiydim. Dört tane Pakistanlı istihdam edilmişti. Kendileri büyük meşakkatlerle Almanya’ya ulaşıp sığınma hakkı istemişler ve o zamanki Alman yasalarına göre bu işlem reddedildiği zaman bile üst mahkemelere taşınabiliyor ve sonuç en az dört beş-senede alınıyordu. O zamana kadar bu insanlara hazır ekmek vermemek için geçici çalışma izinleri veriliyordu. Bunlar da böyle meşakkatlerle Almanya’ya ulaşıp sığınma başvurusu yaparak çalışma izni alabilmişler. Hatta konuştuğumuzda önce Türkiye’ye gelip birkaç ay burada da çalıştıklarından söz etmişlerdi.
Sevgili okuyucu, firmamızdaki Almanlar o Pakistanlıları görünce diğer yabancılara daha sempatiyle bakmaya başlamışlardı. Çünkü ne kadar çaba gösterirlerse göstersinler, uyum sağlayamıyorlardı.
Bunları düşündüğümde aklıma bizdeki Suriyeliler geldi. Galiba o zaman orada yaşananların benzeri şu anda ülkemizde yaşanıyor. Bizim ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyeliler de Almanya’daki Pakistanlılardan farklı değil. Zaten bizimkiler uyum göstermek için bir çaba da harcamıyorlar. Adeta bizim kendilerine uyum göstermemizi istiyorlar. Üstelik bizimkilerin sahip oldukları ayrıcalıklar da var. Bütün içtenliğimle söylüyorum; bunları üç aylığına Almanya’da yaşatıp sonra sorsak Türkiye’de mi, yoksa Almanya’da mı yaşamak istediklerini, mutlaka Türkiye’yi seçerler. Çünkü bu rahatı orada bulamazlar.
Misafire hürmette adeta tavan yapıyoruz. Misafir evin bereketi diye biliriz de, galiba bunlar bizim bereketimizi de kaçırdılar.
Ne yapalım, hayırlısı Allah’tan…